Gazze Şeridi’nde siyonist işgal ordusuyla iş birliği yapan grupların son günlerdeki geniş çaplı hareketliliği büyük tartışmalara yol açtı.
Bu konu ile ilgili olarak Ahmed Abdurrahman, El Meyadin'de şunları yazdı: Gazze Şeridi’nde siyonist işgal ordusuyla iş birliği yapan grupların son günlerdeki geniş çaplı hareketliliği büyük tartışmalara yol açtı. Özellikle, doğu hattında “sarı hat” olarak adlandırılan bölgeler boyunca gerçekleştirdikleri koordineli saldırılar dikkat çekti. Bu saldırılarla direniş kadroları ve aktivistlerine yönelik kaçırma ve suikast girişimlerinde bulunmaya çalıştıkları, aynı zamanda kendilerini Gazze’nin geniş bir coğrafyasında kontrol sağlayan bir güç olarak göstermeyi hedefledikleri belirtildi. Bunun yanı sıra, söz konusu grupların ilk kez bu bölgelerde yaşayan halkla doğrudan temas kurduğu ve bazı vatandaşlara sınırlı yardım dağıttığı da aktarıldı.
Geçtiğimiz pazartesi sabahı, sarı hat yakınlarında yaşayan siviller, silahlı unsurların evlere ve yıkıntı halindeki yapılara yönelik geniş çaplı saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Bu unsurlar bazı bölgelerde kendilerini “halk ordusu”, bazı yerlerde ise “terörle mücadele birimi” olarak tanıttı. Bu tür isimlendirmelerin, işgal ile iş birliği yapan milisler tarafından daha önce de kullanıldığı biliniyor.
Gazze içindeki kaynaklar ve saldırılara maruz kalan sivillerin ifadelerine göre, işgal iş birlikçilerinin saldırıları kuzeydeki yıkıma uğramış Cibaliya kampı ve çevresinden başlayarak, nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu Gazze kentine, oradan da orta ve güney bölgelerine kadar yayıldı. Saldırıların özellikle Han Yunus kentinde ve Refah’ın kuzeybatısındaki yerinden edilmiş sivillerin bulunduğu alanlarda yoğunlaştığı ifade edildi.
Kuzey vilayetinde ise hareketlilik oldukça sınırlı kaldı ve doğu sınırından üç kilometreden fazla uzaklıkta bulunan sivillerle doğrudan temas kurulmadı. İş birlikçi grupların faaliyetleri, tamamen boş alanlarda gerçekleştirilen sembolik gösterilerle sınırlı kaldı. Bu durum, tamamen yıkılmış ve yaşanamaz hale gelmiş bölgelerde sahte bir kontrol görüntüsü oluşturma çabası olarak değerlendirildi.
Gazze kentinde ise durum farklı gelişti. Saldırılar daha geniş kapsamlı ve derinlikli oldu. Ağır silahlarla donatılmış iş birlikçi gruplar, işgal ordusuna ait insansız hava araçları ve quadcopter’ların yoğun desteğiyle Salahaddin Caddesi’nin batısına kadar ilerledi. Özellikle Zeytun Mahallesi’nin güneydoğusunda bulunan bazı noktalar hedef alındı. Bölgenin en önemli ulaşım hattı kesildi, sınırlı sayıda araç durdurularak içindekiler gözaltına alındı. Ayrıca evlere ve çadırlara baskınlar düzenlendi, eşyalar tahrip edildi ve kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan siviller sarı hat içindeki noktalara götürülerek sorgulandı. Saatler sonra çoğu serbest bırakılırken, beşten fazla gencin hâlâ gözaltında tutulduğu bildirildi.
Benzer saldırılar Han Yunus’ta da tekrarlandı. Söz konusu gruplar kentin merkezine kadar ilerleyerek Ebu Hamid Kavşağı’na ulaştı. Bu bölgenin sınırdan altı kilometre uzakta olmasına rağmen sarı hatta bitişik olduğu vurgulandı. Han Yunus’un, bu hat nedeniyle en fazla toprak kaybına uğrayan bölgelerden biri olduğu ve toplam alanının yüzde 70’inden fazlasını kaybettiği ifade edildi.
Ancak Han Yunus’ta yaşananlar, iş birlikçi gruplar açısından beklenmedik bir geri darbe oldu. Filistin direnişine bağlı unsurlar saldırıya karşılık vererek ağır kayıplar verdirdi. Saldırgan grubun neredeyse tamamı etkisiz hale getirilmek üzereyken, işgal uçaklarının müdahalesiyle kurtarıldıkları aktarıldı. Çatışma sonrası işgal güçlerinin, direniş tarafından vurulan bir aracı hedef alarak imha ettiği ve içindeki silah, mühimmat ve olası belgelerin ele geçirilmesini engellemeye çalıştığı belirtildi.
İş birlikçi grupların saldırıları Refah’ın kuzeybatısına da ulaştı. Burada sivillerin kaldığı çadırlara rastgele ateş açıldı. Bu saldırılar sonucu dört aylık hamile bir kadının hayatını kaybettiği ve bazı çadırların yakıldığı bildirildi.
Bu gelişmeler, işgal ordusunun son bir ayda, sivillere çok yakın bölgelerde iş birlikçi gruplar için ileri askeri noktalar kurmasıyla eş zamanlı olarak yaşandı. Bu grupların sarı hat yakınlarında konuşlandırıldığı, işgal ordusunun ise daha doğuda, yaklaşık iki kilometre geride konuşlandığı ifade edildi.
Sahadaki gözlemler ve kaynaklara göre bu hareketlilik birkaç çerçevede değerlendiriliyor. Bunlardan ilki, işgal ordusunun direniş güçlerini kontrolü kaybetmiş gibi gösterme çabasıdır. Ancak sahadaki gerçekliğin bunun aksini gösterdiği, direnişin yeniden organize olduğu ve faaliyetlerini sürdürdüğü belirtiliyor.
İkinci çerçeve, iş birlikçi grupların direnişe alternatif bir yapı olarak sunulmasıdır. Bu grupların yayımladığı mesaj ve görüntülerde kendilerini halkın savunucusu olarak göstermeye çalıştığı, yardım dağıtımıyla halkı kendilerine çekmeyi hedeflediği ifade edildi. Ancak bu girişimler Gazze halkı tarafından büyük ölçüde reddedildi.
Üçüncü ve en önemli çerçeve ise işgalin Gazze’de yeni bir sınır oluşturma girişimidir. Bu kapsamda, sarı hat boyunca yer altı engelleri ve teknik sistemler inşa edildiği, bu hattın kalıcı bir sınır haline getirilmesinin hedeflendiği belirtiliyor.
Bu hattın korunması için iş birlikçi grupların kullanıldığı ve bu modelin Güney Lübnan’daki geçmiş örneklere benzetildiği ifade ediliyor.
Ayrıca bu saldırıların, direniş güçlerini açık alanda harekete zorlayarak hedef haline getirme amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Direnişin bu nedenle taktik değiştirerek daha gizli yapılanmalara yöneldiği belirtiliyor.
Önümüzdeki süreçte iş birlikçi grupların faaliyetlerinin artabileceği öngörülse de, aldıkları ağır kayıplar ve halktan gördükleri yoğun tepki nedeniyle başarılı olmalarının zor olduğu ifade ediliyor.
Değerlendirmelere göre, bu grupların yapısının zamanla zayıflaması ve çözülmesi bekleniyor. Çünkü bu yapıların toplumsal destekten yoksun olduğu ve geniş kesimler tarafından reddedildiği vurgulanıyor.
Son olarak, işgal ile iş birliği yapanların toplum içinde yer bulamayacağı ve tarihte benzer örneklerde olduğu gibi akıbetlerinin kaçınılmaz olacağı ifade ediliyor.
www.kudusgunu.com