İzak Brik'in analizinde öne çıkan temel kavram ise “abartılmış güç algısı”dır. Ona göre İsrail ordusu, kendi askeri kapasitesine ilişkin bir üstünlük yanılsaması yaşamaktadır.
Siyonist İsrail’in tanınmış generallerinden biri olan bu isim, orduya yönelik eleştirel tutumları nedeniyle dikkat çekmiştir.
Tesnim Haber Ajansı’na göre, ajansın savaş analizleri grubunun “Ramazan Savaşı”na ilişkin günlük raporlarının 161’inci sayısında, İsrailli tanınmış generallerden İzak Brik’in siyonist rejim ordusunun çeşitli boyutlarına dair açıklama ve analizleri ele alınmıştır.
Söz konusu general, son yıllarda İsrail ordusunun durumuna yönelik eleştirel görüşleri nedeniyle medya tarafından geniş ilgi görmüştür. Ancak 7 Ekim olayları öncesinde, birçok İsrailli analist ve medya kuruluşu onun değerlendirmelerini abartılı ya da gerçekçi olmayan görüşler olarak nitelendiriyordu. 7 Ekim sonrasında ise bu bakış açısı belirgin şekilde değişti. Zira direniş güçleri tarafından hayata geçirilen senaryonun, daha önce bu general tarafından öngörüldüğü ortaya çıktı.
General, böyle bir olayın gerçekleşme ihtimaline dikkat çekmiş ve mevcut haliyle İsrail ordusunun buna etkili şekilde karşı koyamayacağını ifade etmişti. Ona göre bu yetersizliğin temel nedeni, kara kuvvetlerinde yaşanan derin yıpranmadır; nitekim bu kuvvetlerin “iliklerine kadar aşındığı” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Bu yıpranma, son yıllardaki gelişmelerden bağımsız değildir. Gazze’de süregelen çatışmalar, Lübnan’daki savaş ve genel olarak uzun süreli savaş hali, ordunun operasyonel yapısı üzerinde ağır bir baskı oluşturmuştur.
Generalin analizinde öne çıkan temel kavram ise “abartılmış güç algısı”dır. Ona göre İsrail ordusu, kendi askeri kapasitesine ilişkin bir üstünlük yanılsaması yaşamaktadır. Yani, sahip olduğu gücün olduğundan daha büyük olduğu yönünde bir algı oluşmuş, ancak bu güç sahadaki uygulamada ciddi sınırlamalar ve boşluklarla karşı karşıyadır.
General, bu durumu köklü bir stratejik hatanın sonucu olarak değerlendirmekte ve bu hatanın geçmişinin en azından Yom Kippur Savaşı sonrasına kadar uzandığını, zamanla İsrail’in askeri yapısına yerleştiğini belirtmektedir.
Bu analize göre, İsrail ordusu son on yıllarda ağırlıklı olarak hava kuvvetlerini geliştirmeye odaklanmıştır. Gelişmiş, yüksek maliyetli ve ileri teknolojiye dayalı bir hava gücü inşa edilmiştir. Buna karşılık kara kuvvetleri büyük ölçüde ihmal edilmiş ve bu alan zamanla görece zayıf ve yıpranmış bir yapıya dönüşmüştür.
Bu strateji, hava üstünlüğünün askeri gücün diğer unsurlarının yerini alabileceği ve savaş sahasında irade dayatmayı mümkün kılacağı varsayımına dayanmaktadır. Ancak söz konusu generale göre bu yaklaşım yanlıştır. Çünkü nihai olarak savaşın kaderini belirleyen unsur “gökler” değil, “yerdir”.
www.kudusgunu.com