Her durumda, İsrail Hamas’ın silahlarını kademeli olarak bırakabileceği varsayımını istemeden kabul etse bile, toprak kontrolünü ve yeniden imarı stratejik bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeyecek.
El Meyadin yazarlarından Muhammed Halsa, siyonist İsrail'in Hamas'ı silahsızlandırma rüyasını konu alan bir makale yazdı. Yazı şu şekilde:
ABD yönetimi, ikinci aşamanın başlamasını memnuniyetle karşılamak ve Hamas’ın silahsızlandırılacağı yönünde söz vermekle yetiniyor; ancak bu meseleye ilişkin mekanizmalar ve ayrıntılar hakkında açıkça bilgi vermiyor. Hatta mevcut aşamada bu detaylara girmek istemediği de şüpheli görülüyor.
Siyonist İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, geçen hafta Washington’da Barış Konseyi’nin kuruluş töreninde yaptığı açıklamada Hamas’ın ve Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin İsrail’in genel ve ayrıntılı çerçevesini duyurdu. Saar, Hamas’ın “tüm silahlarını, terör altyapısını, yer altı tünel ağını ve silah üretim tesislerini kapsayacak şekilde silahsızlanması gerektiğini, bunların tamamının dağıtılması gerektiğini” vurguladı. Ayrıca planın öngördüğü şekilde “aşırılığın ortadan kaldırılmasına yönelik temel bir sürecin” de bulunması gerektiğini söyledi. Saar bunu, “eğitim ve dini kurumlarda Filistinli çocukların beyinlerinin Yahudilere karşı nefret ve öldürme düşüncesiyle yıkandığı yapının ortadan kaldırılması” şeklinde tanımladı.
Saar’ın özellikle son bölümde dile getirdiği bu açıklama, İsrail’in son dönemde Gazze’nin silahsızlandırılması tartışmaları bağlamında sıkça tekrarladığı söylemle birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in silahsızlanma konusuna bağlanan ve uygulanması neredeyse imkânsız bir anlatı oluşturma çabasından bağımsız okunamaz. Bu yaklaşım, Trump planına göre İsrail’den talep edilen maddelerin uygulanmasına ne şimdi ne de aylar sonra geçilmesini mümkün kılmayan bir çerçeve ortaya koyuyor. Özellikle yeniden imar ve İsrail’in Gazze’de işgal ettiği bazı Filistin topraklarından çekilmesi meselesi bu kapsamda öne çıkıyor.
İsraillilere göre Gazze’deki çocukların eğitim müfredatının “hoşgörüyü öğretmek ve İsrail’e karşı nefret eğitimini sona erdirmek amacıyla yeniden düzenlenmesi” şartının eklenmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması kadar önemli görülüyor. İsrail’in ileri sürdüğü gerekçe bunun “Gazze’nin gelecek nesilleriyle ilgili” olması. Ancak gerçekte bu yaklaşım, İsrail’in Trump planı çerçevesindeki yükümlülüklerinden kaçınmasına ve sürekli yeni gerekçeler üretmesine hizmet eden bir anlatıyı güçlendiriyor.
Daha da önemlisi bu söylem, İsrail toplumunda Gazze’deki silahların “tehdidi” hakkında oluşturulan abartılı algıyla örtüşüyor. Bu nedenle silahsızlandırma sürecinin sonunda ortaya çıkacak tablonun hem biçim hem içerik hem de sunum açısından, İsrail toplumunda oluşturulan bu anlatının büyüklüğüne denk bir etki yaratması gerektiği düşünülüyor. Bu anlatıya göre silahsızlandırma, savaşın ikinci hedefi olarak “mutlak zafer” için son mermiye kadar gerçekleştirilmesi gereken bir amaç olarak görülüyor.
Bu nedenle İsrail bakış açısına göre “kurnazlığa yer yok”. İsrail’e göre açık ve tavizsiz bir tutum söz konusu: Önce silahsızlanma, ardından ancak Gazze’nin yeniden inşası ve rehabilitasyonuna yönelik planlar gündeme gelebilir. Bu sürecin gelecek nesiller için tarihi bir değişim yaratacağı ileri sürülüyor.
Pratikte ise İsrail, tam silahsızlanma gerçekleşmeden işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini ve yeniden inşa çalışmalarının fiilen başlamasına izin vermeyeceğini vurguluyor. Bu tutumunu da Hamas’ın silahlarını gönüllü olarak bırakacağına ya da kurulması planlanan uluslararası gücün bunu sağlayabileceğine dair şüphelerine dayandırıyor.
Buna rağmen İsrail, en azından şimdilik ABD’nin yürüttüğü çabalara fırsat verilmesine karşı çıkmıyor. Bu çabalar İsraillilere “tüm silahları ve tüm tünelleri” vermeyebilir, ancak sonunda İsrail’e Gazze’nin büyük bölümünde kontrolünü sürdürmesi ve yeniden imarı geciktirmesi için ihtiyaç duyduğu “zamanı ve meşruiyeti” sağlayabilir. Hatta silahların peşine düşme ve Hamas’ı dağıtma gerekçesiyle yeni çatışma turlarının başlatılması ihtimalini de beraberinde getirebilir.
Bu nedenlerle İsrail’in “şartlı olumlu yaklaşım” söylemini benimsediği görülüyor. İsrail kendisini Trump planına bağlı bir taraf olarak göstermeye çalışırken, özellikle tekrarlanan ihlallerine rağmen meşruiyetini korumayı hedefliyor. Aynı zamanda “iyi niyet” gösterme yükünü Filistinlilerin üzerine bırakıyor ve uluslararası siyasi baskıyı Filistin tarafına yönlendiriyor.
Bu aynı zamanda İsrail açısından ilerleme adına atılacak her adımın Filistinliler tarafından sahada kanıtlanmış bir performansa bağlanması gerektiği anlamına geliyor. Bunun merkezinde silahsızlandırma talebi ve buna bağlı konular bulunuyor. Ayrıca İsrail ordusunun Hamas’ın kontrol ettiği tüm bölgelerde güvenlik ve askeri faaliyet özgürlüğünü tamamen koruması hedefleniyor. Bu model Batı Şeria’daki A bölgelerinde İsrail’in sahip olduğu operasyon serbestisine benzetiliyor.
İsrail’e göre Refah Sınır Kapısı’nın İsrail şartlarına göre açılmasının ardından ikinci aşama her şeyden önce Hamas’ın silahsızlandırılması anlamına geliyor. Bu nedenle İsrail şu aşamada “sarı hat” olarak adlandırılan hattın gerisine çekilmeyi düşünmüyor. Bu hat, önemli bir baskı ve şantaj aracı olarak görülüyor. Ayrıca çatışmaların yeniden başlaması durumunda Hamas’ın kontrolündeki kalan bölgeleri ele geçirmek için daha uygun bir başlangıç noktası olarak değerlendiriliyor.
Trump planının ikinci aşamasına ilişkin İsrail’in yorumu ile Hamas’ın mevcut beklentileri ve daha sınırlı ölçüde Arap ve Müslüman arabulucuların beklentileri arasındaki bu büyük fark, anlatılar ve siyasi tutumlar arasında uzun sürecek bir mücadeleye işaret ediyor. Bu durum mevcut tablonun donmasına ve İsrail’in Gazze topraklarının yarısından fazlası üzerindeki kontrolünü uzun süre sürdürmesine yol açabilir.
Her durumda, İsrail Hamas’ın silahlarını kademeli olarak bırakabileceği varsayımını istemeden kabul etse bile, toprak kontrolünü ve yeniden imarı stratejik bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeyecek. İsrail, “yeşil bölgelerden” çekilme ve yeniden imar sürecinin hızını alternatif yönetim yapılarının performansına bağlamayı sürdürecek. Bunlar teknokrat komitesi, yerel yönetimler ve Filistin polisinden oluşan yapılar olarak “deneysel model” şeklinde değerlendiriliyor. Bu süreç Gazze’de kamu altyapısının yeniden inşasına geçmeden önce bir test aşaması olarak görülüyor.
Bu seçenek yalnızca silahsız bölgelerde olumlu bir değişim yaratmayı hedeflese de İsrail açısından bazı zayıflıklar içeriyor. Bunların başında İsrail’in ifadesiyle “Hamas’ın Gazze’nin batısındaki varlığını güçlendirmesi riski” geliyor. İsrail güvenlik kurumları şimdiden bu ihtimale karşı uyarıda bulunuyor.
İsrail ordusunun Başbakan Binyamin Netanyahu’ya sunduğu bir uyarı belgesinde, “Silahsızlanma ve yeniden imar tartışılırken Hamas sarı hattın içinde kontrolünü pekiştirmek için giderek daha fazla adım atıyor, destekçilerini devlet kurumlarına yerleştiriyor ve Gazze üzerindeki hakimiyetini tabandan tavana kadar korumaya çalışıyor” denildi. Mevcut durum sürdüğü sürece, yani siyasi çerçevenin uygulanmasında ilerleme sağlanmadığı ve yoğun İsrail askeri operasyonlarının da yeniden başlamadığı sürece İsrail’in kaygısı Hamas’ın bu ortamı askeri kapasitesini yeniden toparlamak ve Gazze ile halk üzerindeki kontrolünü güçlendirmek için kullanması.
Her halükârda Netanyahu hükümetinin benimsediği temel mesaj şu: Hamas’ın kontrol ettiği ve “silah ile terör altyapısından arındırılmamış” bölgelerde çekilme ya da yeniden imar olmayacak. Bu nedenle siyasi seçeneklerin çökmesi durumunda “yeniden savaşa dönme” seçeneği yedek plan olarak masada tutuluyor. Bu planın çıkış mekanizması ise Trump’ın orijinal planına dayanan Amerikan meşruiyetine bağlanıyor.
Bu yüzden Başbakan Binyamin Netanyahu Gazze hakkında konuştuğu her seferinde Hamas’ın “yakında iki seçenekten biriyle karşı karşıya kalacağını: ya kolay yoldan ya da zor yoldan silahsızlanacağını” vurguluyor.
Bu arada ABD yönetimi ikinci aşamanın başlamasını memnuniyetle karşılamak ve Hamas’ın silahsızlandırılacağı yönünde söz vermekle yetiniyor; ancak bu meseleye ilişkin mekanizmalar ve ayrıntılar konusunda açık bir açıklama yapmıyor. Hatta bu aşamada bu detaylara girmek istemediği düşünülüyor. Büyük ihtimalle ABD yönetimi yaklaşan İsrail parlamento seçimlerinin sonuçlarını sabırla beklemeyi tercih edecek.
Ayrıca ABD yönetiminin Netanyahu hükümetinin Gazze’nin yarısını kolayca bırakmaya ya da yeniden imarı başlatmaya niyetli olmadığının farkında olduğu da anlaşılıyor. Özellikle seçim yılı bağlamında Netanyahu zor stratejik kararlar almaktan kaçınıyor. İsrail’de siyaset ve kamuoyunun güvenlik eksenli bir atmosfer içinde olduğu bir dönemde bu durum daha da belirginleşiyor. Bu nedenle Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze ile ilgili diğer tüm meselelerin İsrail’in “son mermiye ve son aşırılıkçıya kadar” şeklindeki zorlayıcı sloganına bağlı olarak askıda kalması muhtemel görünüyor.
www.kudusgunu.com