SİYONİST İSRAİL'İN VAHŞİ YÜZÜ: SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMI

16-17 Eylül 1982, Beyrut’un güneyindeki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında İsrail’in silahlandırdığı “Hıristiyan Falanjist” güçlerin İsrail adına en vahşi katliamı sergilediği bir tiyatronun tarihiydi. 

Görüntülenme: 443 Tarih: 16 Eylul 2021 23:43
SİYONİST İSRAİL'İN VAHŞİ YÜZÜ: SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMI

Yaklaşık 48 saat boyunca vahşi yamyamlar, kampın her tarafını, evden eve, bir kulübeden diğerine dolaşarak, masum insanları katlettiler, doğradılar ve tecavüz ettiler.

Kimse kurbanların gerçek sayısını bilmiyor; ancak çeşitli tahminlere göre katledilenlerin sayısı 2000 ile 3500 arasında.

Tüyler Ürperten Vahşet

Katliamlar su katılmadık Nazi karakterini çarpıcı ve bir o kadar da bariz bir şekilde gözler önüne sermekteydi. İnsan cesetleri her yere dağılmış haldeydi. Elektrik şokundan kapkara hale dönüşmüş cesetler yanık kokuyor, elektrik kabloları halen cansız vücutlarının etrafında dolaşıyordu. Başları, kolları ve bacakları gövdelerinden ayrılmış cesetler oraya buraya dağılmıştı. Kadınlar korkunç şekilde tecavüze uğramıştı. Hatta ölüm anında uğradıkları kötülüğü kapatabilmek için üzerlerini örtebilecekleri bir bez parçası dahi yoktu.

Birçok kadın mutfakta yemek yaparken kurşunlanmıştı. Kafası kesilmiş altı bezli bir erkek bebek, katledilmiş iki kadının hemen yanında yerde yatıyordu. Katledilmiş bebekler bir yere yığılmış, cesetleri kararmış ve çürümeye başlamıştı. Sıcakta davul gibi şişmiş, kokuşmuş cesetler bir tepecik haline gelmişti. Tüm aileler katledilmiş, vahşete maruz bırakılmış ve kanları evlerinin duvarlarına sıçramıştı.  

Yaşanan bu katliam Auschwitz’in (Yahudilerin soykırıma tabi tutulduğu yer) tekrar edilmesiydi. Burada değişen tek şey kurbanların çaresiz Filistinliler, vahşeti gerçekleştirenlerin ise Yahudiler olmasıydı.

Bu toplu katliam İsrail’in emri ve yönlendirmesiyle gerçekleştirildi. Çünkü canileri silahlandıran, onların kamplara girmesine izin veren, saat saat, dakika dakika katliamı izleyen İsrail ordusuydu. Yine gece yarısı İsrail ordusu kampları işaret fişekleriyle aydınlatıp daha fazla kurbanın yerini tespit edebilmeleri için katillere yardım etmişti.

Bu vahşet karşısında ne yapacağını şaşıran bazı mülteciler kaçmaya çalışırken, kampların etrafında Filistinlilerin kaçmasını engellemek için nöbet tutan İsrail işgal ordusunun belki bir nebze de olsa insanlık taşıdıklarını düşünerek onlardan merhamet dilendiler. Ancak bu mülteciler silahlı kontrol noktalarında İsrail köpeklerinin eliyle acımasız bir şekilde ölümle yüz yüze geldiler.

Medya’nın Dezenformasyon Taktiği

ABD’de yahudilerin kontrolünde bulunan medyanın da desteklediği Telaviv’deki İsrail hükümeti sorumluluktan kaçmak için medyanın da desteğiyle olayları saptırdı ve suçlamaları kabul etmedi. Ardından “Deir Yasin Katliamı’nın kahramanı (!)" İsrail Başbakanı Menahem Begin kendinden emin bir şekilde şunları söyledi: “Araplar Arapları öldürüyor, yaşananlarla ilgili olarak biz Yahudiler ne yapabiliriz?!”

Katliam yaşandığında ben, Carbondale’deki Kuzey İllinois Üniverstiesi’nde yüksek lisans tezimle ilgili çalışma yapmaktaydım. Amerikan medyasını izlerken katliama dair olayların verilişine dikkat ettim. Sözde, gündemi belirleyenler, yaşanan olaydan bahsetmek veya yüzlerce çaresiz mültecinin maruz kaldığı vahşice katliamdan söz etmek yerine ağırlıklı olarak İsrail’e ve Yahudilere karşı şiddetli bir “anti-semitik” saldırı olduğuna dair haberlere yer veriyorlardı.

Nazi benzeri uygulamalarla dolu siciline rağmen Nobel Barış Ödülü’yle taltif edilen, ahlaken çökmüş Begin, aslında Yahudilere karşı kanlı ve onur kırıcı orta çağ katliamının işlenmesine olanak tanımak için İsrail’le ilgili eleştirileri karşılaştırmaya kadar gitti. (İsrailli bir İtalyan tarihçi son günlerde bazı Avrupalı Yahudilerin Hıristiyan çocukları katlederek kanlarını tedavi amaçlı kullandıklarını iddia etti.)

İsrail’in Katliamdaki Önemli Rolü

Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yaşayan Filistinlilerin katledilmesi açık bir havada gümbürdeyen gök gürültüsü değildi. Bilakis çok titiz bir şekilde planlanmış ve İsrail ordusunca yönetilmişti. Özellikle Ariel Şaron katliamı yönetmişti ki kendisi büyük ihtimalle bu katliamın asıl mimarıydı. Amos Yaron gibi diğer İsrailli yetkililer de katliamın bu derece etkili olmasında oldukça kilit roller oynadılar. Şaron uzun süre komada kaldıktan sonra öldü. Şaron ve Yaron ile birlikte bu vahşi katliamı bizzat yöneten Falanjist grubun komutanı Eli Hubeyka ise birkaç yıl önce Beyrut’ta suikast sonucu öldürüldü. Ancak Yaron ve diğer savaş suçluları halen adaletin sınırları dışında kalmış görünüyor. İnşallah hepsi cehennemde cezalarını bulurlar.

İşlenen katliam çaresiz Filistinlilere tek bir mesaj veriyordu. Siyonizm onları peşi sıra takip etmekteydi; ya toptan bunu kabul etmeyi seçecekler ya da toptan helak olacaklardı.

Katliamın ardından İsrail -tıpkı şimdi yapmakta olduğu gibi- Filistinlilere şunu söylemek istiyordu. Kendisi etnik temizlik ve bölgesel yayılmacılık hedeflerini gerçekleştirmek için Gestapo, SS ve Wehrmacht (II. Dünya Savaşı döneminde Almanya’nın muhtelif silahlı yapılanmaları) benzeri yapılanma ve uygulamaları tatbik etmekten kaçınmayacaktı.

Aslında Beyrut katliamında ve onun öncesinde ve sonrasında işlenen cinayetler; Siyonist İsrail rejiminin sahip olduğu Nazi karakterini yüksek sesle ikrar etmekte ve buna tanıklık etmektedir. Bunun sonucunda da geçmişteki ve şimdiki İsrailli politikacı ve askeri liderlerin, Adolf Hitler ve avanesinin soyundan gelen nefret dolu savaş suçluları olduklarını söylemek abes olmayacak.

Sabra ve Şatilla mülteci kamplarındaki katliamın bu denli büyük olması, 48 saati geçmeyen çok kısa bir süre içerisinde, bunca masum ve çaresiz insanın bir yerde acımasızca hayvanlar gibi doğranmasından kaynaklanmaktaydı.

İsrail’in Cani Yüzü

Bugün halen İsrail’in, içinde yüzlerce bebek ve çocuğun da bulunduğu binlerce masum Filistinliyi katletmekte olduğunu hatırlatmak zorundayız. Ne yazık ki alçak canilerin çoğu dışarıda geziyor ve yargılanmaktan çok uzaklar.

Canice riyakârlıkla göstermelik siyasi dürüstlüğü kendine maske edinmeye çalışan bir dünyadan adalet beklemenin saflık olduğunu biliyorum.

Ancak şu gerçeği üstüne basa basa açıkça belirtmek her zaman için önemlidir: Onların adaletten kaçmaları suçun olmadığı anlamına gelmemektedir. Bundan dolayı da insan vicdanı ilgilendiği müddetçe Sabra ve Şatilla’da, Gazze Şeridi’nde ve Batı Yaka’daki masumların katilleri hayatlarının sonuna kadar takip edilmesi ve izleri sürülmesi gereken aşağılık katiller olarak kalacaklardır.

Bir sözümüz de Filistin halkına. Canınızı garantiye alıp kurtulmaya çalışmayınız. Çığlık atan çocukları ve kadınları çağımızın Nazilerinden kurtarmak için hiçbir şey yapmayan ve sessiz kalan dünya, sizleri gelecek olan diğer bir katliamdan kurtarmak için acele etmeyecektir. Kendi kendinize bel bağlayınız; ne mücrim Amerikan hükümetine, ne de yalancı Avrupa’ya güveniniz. Ronald Reagan yönetimi de FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) güçleri Beyrut’tan geri çekildiğinde yapılan anlaşmayı takiben mültecileri koruyacağı sözünü vermemiş miydi?

Ve ne de Arap rejimlerine güveniniz… Ne de olsa onlar zaten Amerika’nın ucuz köleleri.

Halid Amayre

Filistin Enformasyon Merkezi

Yorumlar