NASIR EBU ŞERİF FİLİSTİN SAHASINDAKİ GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ

img
NASIR EBU ŞERİF FİLİSTİN SAHASINDAKİ GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ

İslami Cihad Hareketi'nin İran temsilcisi Nasır Ebu Şerif, Qodsna için kaleme aldığı özel makalede, İran'a yönelik üçüncü dayatılan savaşın ardından Filistin'deki son durumu değerlendirdi.

İslami Cihad Hareketi'nin İran temsilcisi Nasır Ebu ŞerifQodsna için yazdığı özel makalesinde, İran'a karşı yürütülen üçüncü dayatılan savaş sonrası Filistin'deki güncel tabloyu analiz etti. Makalenin metni şu şekildedir:

​Amerika Birleşik Devletleri ve siyonist rejimin 28 Şubat - 8 Nisan 2026 tarihleri arasında İran'a karşı başlattığı saldırı, bölgede stratejik bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Her ne kadar tüm gözler Tahran'a çevrilmiş olsa da, bu saldırının Filistin meselesi üzerindeki yansımaları üç düzeyde etkili olmuştur:

​Siyonist rejim üzerindeki etkisi: Bu rejim, İran'a yönelik saldırıdan askeri, ekonomik ve psikolojik açıdan daha zayıf çıkmıştır; bu durum Filistin direnişi için daha uygun bir zemin oluşturabilir.

​İşgal altındaki topraklar üzerindeki etkisi: Hızlanan yerleşim faaliyetleri ve zorunlu göç nedeniyle Gazze ve Batı Şeria'daki Filistinlilerin acıları iki katına çıkmıştır, ancak direniş dimdik ayakta durmaya devam etmektedir.

​İran'ın rolü üzerindeki etkisi: Filistin'i destekleyen ülkelerin başında gelen İran, saldırılar karşısındaki duruşunun tüm direniş cephesinin duruşu anlamına geldiğini kanıtlamıştır; bu durum Arap ülkelerini tarihi sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakmaktadır.

​Aşağıda sahadaki duruma dair ayrıntılı bir bakış sunulmakta ve siyonist rejimin zayıflamasının uzun vadede Filistinlilerin durumunu nasıl iyileştirebileceği ele alınmaktadır.

Bölüm 1: Gazze Şeridi – Acı Gerçek ve Sarsılmaz Direniş

​İnsani Durum: Kesintisiz Bir Felaket

​Gazze'ye yönelik son saldırının sona ermesinden altı ay sonra (Ekim 2025), bölgedeki insani durum tüm uluslararası kuruluşlar tarafından felaket olarak tanımlanmaktadır. Nisan 2026 ortasına kadar belgelenen veriler karanlık bir tablo çizmektedir:

​Yoksulluk ve işsizlik: Gazze sakinlerinin yüzde 90'ından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve işsizlik oranı yüzde 78'e sıçramış durumda (saldırı öncesi yüzde 45 idi).

​İş kaybı: 250 binden fazla insan kalıcı olarak işini kaybetti.

​Yardımlar: Altı ay içinde giriş yapan toplam kamyon sayısı 40 bini geçmedi; bu rakam ateşkeste mutabık kalınan miktarın sadece yüzde 35'idir.

İran'a Yönelik Saldırının Gazze Üzerindeki Etkisi

​28 Şubat 2026'da İran'a yönelik saldırıların başlamasıyla birlikte Gazze halkının acıları belirgin şekilde arttı:

​Yardımların azalması: Saldırının ilk iki haftasında Gazze'ye giren kamyon sayısı yüzde 80 azaldı.

​Fiyat artışları: Temel gıda maddelerinin fiyatları aşırı derecede yükseldi ve hasta ile yaralıların tıbbi tahliye işlemleri durduruldu.

​Ateşkes ihlallerinin sürmesi: Ateşkes anlaşmasına rağmen veriler, sadece 8-15 Nisan 2026 tarihleri arasında 29 Filistinlinin şehit olduğunu ve 105 kişinin yaralandığını göstermektedir. Ateşkesin tesisinden bu yana toplam kurban sayısı 765 ölü ve 2 bin 140 yaralıya ulaşmıştır.

Direniş: Kuşatmaya Rağmen Ayakta

​Tüm baskılara rağmen Filistin direnişi (Kassam Tugayları ve diğer direniş grupları) Gazze'deki durumu kontrol altında tutmaya devam etmektedir. Siyonist rejim, direnişin silahsızlandırılması şartını dayatmayı başaramamıştır. Şu anda Mısır'ın arabuluculuğunda Kahire'de müzakereler sürmektedir ancak temel görüş ayrılıkları devam etmektedir:

​Siyonist rejim: Önce silahsızlanma, sonra geri çekilme diyor.

​Hamas: Önce geri çekilme, sonra silahlar hakkında görüşme diyor.

​Bu tıkanıklık, halk için zor olsa da, direnişin teslim olmadığı ve silahının hala işgalcilere dönük olduğu anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, İran'ın direnişe verdiği destek, onun dayanıklılığında temel bir rol oynamaktadır. İran, doğrudan saldırıya uğramasına rağmen Filistin direnişine mali ve askeri desteğini sürdürmekte ve Filistin'in her zaman merkezi meselesi olduğunu vurgulamaktadır.

Yeniden İnşa: Boş Vaatler

​Trump'ın Gazze'nin yeniden inşası için yardım toplamak amacıyla başlattığı Barış Konseyi projesi (şu ana kadar 7 milyar dolar toplandı), İran'a yönelik saldırının başlamasıyla fiilen durdu. Siyonist rejim, yeniden inşanın başlaması için en önemlisi direnişin silahsızlandırılması olan ağır şartlar öne sürmüştür; bu şart direniş grupları tarafından reddedilmektedir. Sonuç olarak sahada hiçbir pratik yeniden inşa projesi başlamamıştır ve Gazze sakinleri sıcak mevsim yaklaşırken hala çadırlarda ve yıkılmış evlerde yaşamaktadır.

Bölüm 2: Batı Şeria – Yerleşimlerde Hızlanma ve Göç

​Gözler İran'a yönelik saldırıya dikilmişken, siyonist rejimin Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te demografik yapıyı değiştirme hamleleri eşi görülmemiş bir hız kazandı.

Zorunlu Göç: Şok Edici Rakamlar

​BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği raporuna göre (Nisan 2026):

​Bir yıl içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 36 bin Filistinli evlerinden edildi.

Sadece 2026'nın ilk üç ayında (Ocak-Mart) bin 697 Filistinli göçe zorlandı.

Göç ettirme eylemleri, yerleşimcilerin organize şiddeti ve İsrail makamlarının desteğiyle yürütülmektedir; öyle ki devlet şiddeti ile yerleşimci şiddetini birbirinden ayırmak güçleşmiştir.

Yerleşim Faaliyetleri: Eşi Görülmemiş Bir Hız

​Siyonist rejim muhalefetinin yerleşim çılgınlığı olarak adlandırdığı bir hamleyle, Netanyahu hükümeti Nisan 2026'da Batı Şeria'da 34 yeni yerleşim birimi kurulmasını onayladı. Detaylar şöyle:

​8 yerleşim birimi, yerinden edilmiş Filistinlilerin özel mülkü olan araziler üzerine inşa ediliyor.

9 yerleşim birimi, halihazırda 35 aktif yerleşimin bulunduğu kuzey Batı Şeria'da (Samiriye bölgesi) yer alıyor.

Netanyahu'nun iktidara dönüşünden (2022) bu yana onaylanan toplam yerleşim sayısı 102'ye ulaştı.

BM'den Etnik Temizlik Uyarısı

​BM raporu şu uyarıda bulunmuştur: "Batı Şeria'da yaşanan ve Gazze'deki kitlesel göçle eş zamanlı gerçekleşen bu durum, İsrail'in kalıcı göç hedefiyle yürüttüğü koordineli bir zorunlu transfer politikasının göstergesi gibi durmaktadır; bu durum etnik temizlik endişelerini artırmaktadır." Rapor, koruma altındaki kişilerin yasadışı transferinin Cenevre Sözleşmesi uyarınca savaş suçu sayıldığını hatırlatmaktadır.

Bölüm 3: Siyonist Rejim – İran Saldırısı Sonrası Zayıflama

​41 Günlük Savaş olarak adlandırılan İran'a yönelik saldırı, 8 Nisan 2026'da ateşkesle sona erdi ancak bunun siyonist rejim üzerindeki yansımaları ağır ve çok boyutlu oldu.

Askeri-Stratejik Başarısızlık

​İsrail ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamadı:

​İran'ın nükleer programı yok edilemedi.

Tahran düşmedi ve İran nizamı değişmedi.

Lübnan, Suriye ve Yemen'deki direniş geri adım atmadı.

Aksine İran, karşılık verme ve karşı saldırı yeteneğini kanıtladı ve İsrail savunma sisteminin zayıf noktalarını açığa çıkardı. Bu büyük başarısızlık, siyonist rejimin caydırıcılığının temeli olan yenilmez ordu imajını yerle bir etti.

Ağır İnsani ve Maddi Kayıplar

​Nisan 2026 ortasına kadar olan belgeli veriler şunu gösteriyor:

​İsrail ordusu saflarında 5 binden fazla kayıp (ölü ve yaralı dahil).

Kuzeyde (Celile bölgesi ve Lübnan sınırı) 4 bin 800 siyonistin evlerinden kaçması.

Saldırının maliyetinin yaklaşık 80 milyar şekel (22 milyar dolardan fazla) olduğu tahmin ediliyor; bu da İsrail'in bütçe açığını eşi görülmemiş bir seviyeye çıkardı.

Ekonomik büyüme 2026'nın ilk çeyreğinde yüzde 0,4'e geriledi; savaşın sürmesi durumunda durgunluk bekleniyor.

İsrail'in Küresel İmajının Zedelenmesi

​Uzun vadede en zararlısı İsrail'in uluslararası konumunun aşınması olabilir. BM ve insan hakları kuruluşları bugün çekinmeden etnik temizlik ve savaş suçlarından bahsetmektedir. Bazı Batı medyası bile (New York Times, Guardian gibi) İsrail politikalarını sert dille eleştiren analizler yayınlamaya başlamıştır. Bu söylem değişikliği İsrail için oldukça tehlikelidir çünkü etik ve diplomatik korumasını kademeli olarak kaybettiği anlamına gelir. Bu süreç devam ederse, önümüzdeki yıllarda siyonist rejime karşı Güney Afrika'daki apartheid rejimine benzer gerçek bir uluslararası yaptırım görebiliriz.

İsrail'in Zayıflaması Filistin Meselesine Nasıl Hizmet Eder?

​İran saldırısı ve önceki savaşların sonucu olan bu artan zayıflık, Filistin meselesi lehine birkaç düzeyde sonuç doğurabilir:

​Birincisi: Caydırıcılık heybetinin kırılması. İsrail ordusu artık o yenilmez ordu değil. Bu, Filistin direnişinin artık İsrail'in tepkisinden eskisi kadar korkmadığı ve bunun nitelikli operasyonların artmasına yol açabileceği anlamına gelir.

​İkincisi: İsrail ekonomisinin yıpranması. İsrail ekonomisi ciddi zarar gördü. İran saldırısı 22 milyar dolardan fazlaya mal oldu. Bu mali çöküş, İsrail'in yerleşim birimlerini ve büyük askeri operasyonları finanse etme gücünü azaltıyor.

​Üçüncüsü: İsrail toplumundaki güven krizi. Kuzeyden kaçan binlerce yerleşimci henüz evlerine dönmedi. Bu durum vatandaşlar ile hükümet arasında güven krizi yaratıyor ve Batı Şeria ile Golan Tepeleri'ndeki yerleşimlerden tersine göç dalgasına yol açarak yerleşim projesini zayıflatabilir.

​Dördüncüsü: Artan uluslararası izolasyon. İsrail'i eleştiren raporlar arttı ve ABD vetosu artık İsrail'i kınamalardan eskisi gibi koruyamıyor. Bu diplomatik izolasyon, ekonomik ve akademik boykota dönüşerek İsrail'i daha da zayıflatabilir.

Bölüm 4: İran ve Rolü – Filistin Meselesinin Sağlam Kalesi

​Mevcut durumu, İran'ın Filistin meselesine verdiği merkezi desteği, özellikle son saldırı koşullarında kabul etmeden anlamak mümkün değildir.

Kesintisiz Mali ve Manevi Destek

​İran, eşi görülmemiş bir saldırıya hedef olmasına rağmen Filistinli direniş gruplarına mali ve askeri desteğini sürdürdü. Batılı istihbarat raporları, İran'ın saldırı boyunca direnişe uzun menzilli füzeler ve gelişmiş dronlar sağladığını ve bunun direnişin İsrail saldırılarına cevap verme yeteneğine katkıda bulunduğunu belirtiyor.

Filistin Meselesinde İlkeli Duruş

​İranlı liderler, Rehber'den Cumhurbaşkanı'na kadar, Filistin'in merkezi meseleleri olduğunu ve Kudüs'ün özgürlüğünün bir slogan değil, stratejik bir hedef olduğunu defalarca vurguladılar. İran ekonomisinin ağır yaptırımlarla bedelini ödediği bu sabit duruş, İran'ı Filistin'i kendi kısıtlı çıkarlarına tercih eden az sayıdaki ülke arasına koymaktadır.

İran'ın Direnişi Filistin'in Garantisidir

​Son saldırı, İran'ın ABD ve İsrail'in ortak saldırısına karşı durabildiğini kanıtladı. Bu direniş, bölgedeki siyonist proje karşısında sağlam bir settir ve Filistin direniş cephesi için temel bir destektir. İran'a yönelik her zayıflık Gazze ve Batı Şeria'yı olumsuz etkiler, kazandığı her güç ise olumlu yansır.

Bölüm 5: Saldırı Sonrası – Filistin Meselesinin Geleceği

​İyimser Senaryo (Daha Muhtemel)

​İsrail'in zayıflaması sürerse, uluslararası izolasyonu artarsa ve İran direnişini koruyup desteğini sürdürürse şunlara tanık olabiliriz:

​İsrail ordusunun diğer cephelerle meşgul olmasından yararlanarak Batı Şeria ve Gazze'de nitelikli direnişin artması.

Ekonomik ve uluslararası baskılar nedeniyle yerleşim hızının yavaşlaması.

İsrail'in güvenilmez bir kaybeden at olduğu kanıtlandıktan sonra Arap dünyasının Filistin'e doğru daha ciddi harekete geçmesi.

Gelecek Aşamada Etkili Faktörler

​Önümüzdeki aylarda Filistin meselesinin gidişatını birkaç faktör belirleyecektir:

​Amerikalı bilim insanlarının öldürülmesine ilişkin soruşturma sonuçları (Mossad şüphesi) ve bunun ABD-İsrail ilişkisine etkisi.

Direnişin iç birlik sağlamadaki başarısı ve Özerk Yönetim ile direniş grupları arasındaki anlaşmazlıkları aşması.

İran saldırısı sonrası Arap dünyasının İsrail ile normalleşme konusundaki resmi tutumu. Bazı raporlar Suudi Arabistan'ın normalleşmeye ilgisinin azaldığını ve bunu Filistin devletinin kurulmasına bağladığını göstermektedir.

İsrail'in saldırı sonrası ekonomik ve askeri toparlanma yeteneği.

Arapların Rolü

​Burada Arap rejimlerinin rolü devreye giriyor. İsrail'in bölgedeki şer kökü olduğu ve normalleşmeye güvenmenin gerginlikten başka bir şey getirmediği kanıtlandıktan sonra Arapların şunları yapma vakti gelmiştir:

​Filistin direnişini kuşatmak yerine ona mali ve siyasi destek vermek.

Sadece kendi çıkarlarını düşündüğünü kanıtlayan bir rejimle normalleşmeyi durdurmak.

İmkansız siyasi şartlar öne sürmeden Gazze'nin yeniden inşasına yatırım yapmak.

Siyonist projeye karşı İran ve Türkiye ile bölgesel bir ittifak kurmak.

Sonuç: İsrail'in Zayıflaması, Yararlanılması Gereken Bir Umut Penceresidir

​Bu satırlardan çıkarılabilecek sonuç şudur: Siyonist rejim; İran saldırısındaki başarısızlık, ekonomik koşulların tükenmesi, uluslararası imajın aşınması ve çok sayıda cephede direnişin yoğunlaşması gibi faktörlerin birleşimi nedeniyle eşi görülmemiş bir zayıflık döneminden geçmektedir. Bu zayıflık, eğer Filistin direnişi, Arap ülkeleri ve İran tarafından doğru kullanılırsa, Filistinlilerin durumunun iyileşmesi için bir pencere olabilir ve belki de Batı Şeria'daki yerleşim projesinin sonunun ve Gazze üzerindeki topyekun kuşatmanın bitişinin başlangıcı olabilir.

​Ancak bu şunları gerektirir:

​Filistin saflarının (Özerk Yönetim ve Direniş) net bir ulusal programda birleşmesi.

Arapların sadece medya açıklamalarıyla değil, gerçek anlamda Filistin'e destek vermesi.

İran'ın tüm baskılara rağmen direnişini ve desteğini sürdürmesi.

​Filistin hala bir meseledir ve umut hala canlıdır. Ancak umut tek başına yeterli değildir; irade, kan ve sarsılmaz duruşlar gerektirir. İran bu iradeye sahip olduğunu kanıtladı. Araplar fırsat kaçmadan bunu anlayacaklar mı?

www.kudusgunu.com 



Makaleler

Döviz Kurları

Güncel

Hava Durumu

Link kopyalandı!