Pezeşkiyan, Amerikan halkına yazdığı mektupta İran’ın yaptığı ve yapmakta olduğu şeylerin saldırı, savaş ve işgal başlatmak değil, yalnızca bir tepki ve savunma olduğunu ifade etti.
Tesnim Haber Ajansı’nın hükümet kaynaklarına dayandırdığı habere göre, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikan halkına hitaben bir mektup yayımladı.
Cumhurbaşkanının Amerikan halkına mesajının tam metni şu şekildedir:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Amerika Birleşik Devletleri halkına ve çarpıtılmış anlatılar ve kurgulanmış söylemler arasında gerçeği ve daha iyi bir yaşamı arayan herkese,
İran, bu adıyla, bu kimliğiyle ve bu varlığıyla, insanlık tarihinin en eski kesintisiz medeniyetlerinden biridir; tarihsel ve coğrafi üstünlüklere sahip olmasına rağmen, çağdaş tarihinde hiçbir zaman savaş yanlısı bir yol, saldırı, sömürgecilik ve tahakküm yolunu seçmemiştir. Küresel güçlerin işgal, saldırı ve baskılarına maruz kalmasına rağmen ve çevresindeki birçok ülkeye kıyasla askeri kapasitelere sahip olmasına rağmen, savaş başlatan taraf olmamış; ancak saldırganları cesurca geri püskürtmüştür.
İran milleti, Amerika halkı, Avrupa halkları ve komşuları da dahil olmak üzere diğer halklara karşı hiçbir düşmanlık beslememektedir. İranlılar, tarih boyunca yabancı devletlerin müdahale ve baskılarıyla karşılaşsalar bile, halklarla hükümetler arasında ayrım yapmışlardır; bu, geçici bir tutum değil, bu milletin zihninde ve kültüründe köklü bir ilkedir.
Bu çerçevede, İran’ın bir tehdit olarak gösterilmesi ne tarihsel gerçeklerle ne de bugünün somut gerçekleriyle örtüşmektedir. Bu imaj, güç yapılarının siyasi ve ekonomik ihtiyaçlarının ürünüdür; baskıyı meşrulaştırmak, askeri üstünlüğü korumak, silah sanayisini beslemek ve stratejik pazarları yönetmek için bir düşman üretme ihtiyacıdır. Böyle bir çerçevede tehdit yoksa, üretilir.
Bu yaklaşımın sonucu olarak bugün ABD’nin askeri güçlerinin, üslerinin ve kapasitesinin en yoğun şekilde konuşlandığı yer, ABD’nin kuruluşundan bu yana hiçbir savaşı başlatmamış bir ülke olan İran’ın çevresidir.
Bu üslerden kaynaklanan son ABD saldırıları, bu askeri varlığın tehditkâr niteliğini açıkça ortaya koymuştur. Bu şartlar altında hiçbir ülkenin savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmesi beklenemez. İran’ın yaptığı ve yapmakta olduğu şeyler yalnızca bir tepki ve savunmadır; saldırı, savaş ve işgalin başlangıcı değildir.
İran ile ABD arasındaki ilişkiler başlangıçta karşıtlık üzerine kurulmamıştı ve iki halk arasındaki ilişkiler düşmanlık ve gerilim olmadan ilerliyordu. Bu sürecin dönüm noktası 1953 darbesi oldu; bu müdahale, İran’ın kaynaklarının millileştirilmesini engellemeyi amaçlamış, demokrasi sürecini durdurmuş, diktatörlüğü yeniden tesis etmiş ve İranlıların zihninde ABD politikalarına karşı güvensizlik oluşturmuştur.
Bu güvensizlik, devrim öncesi yönetime verilen destek, dayatılan savaşta Saddam Hüseyin’e verilen destek, uzun süreli ve kapsamlı yaptırımlar ve nihayet İran’a yönelik doğrudan askeri eylemlerle her geçen gün derinleşmiştir.
Tüm bu baskılara rağmen İran zayıflamamış, aksine birçok alanda güçlenmiştir: okuryazarlık oranının üç kat artarak yüzde 30’dan yüzde 90’a çıkması, yükseköğretimin gelişmesi, yeni teknolojilerde ilerleme, sağlık hizmetlerinin genişlemesi ve altyapının önemli ölçüde güçlenmesi, bu ülkenin iç kapasitesini ve uyum yeteneğini göstermektedir. Bu gerçekler, medya anlatılarından bağımsız olarak gözlemlenebilir ve ölçülebilir niteliktedir.
Elbette yaptırımların, savaşın ve saldırıların İran halkının yaşamı üzerindeki yıkıcı ve insanlık dışı etkileri göz ardı edilemez. Devam eden askeri eylemler, özellikle son saldırılar, doğal olarak halkların bakışını ve duygularını etkilemektedir. Bu insani bir gerçektir: savaşın bedelini canlarıyla, evleriyle, şehirleriyle ve gelecekleriyle ödeyen halklar, bunun sorumlusuna kayıtsız kalmayacaktır.
Bu noktada temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Bu savaş, Amerikan halkının hangi gerçek çıkarına hizmet etmektedir? İran’dan kaynaklanan hangi somut tehdit bu tür eylemleri meşrulaştırmaktadır? Masum çocukların öldürülmesi, kanser ilaçlarının üretildiği tesislerin yıkılması veya bir milleti “taş devrine bombalama” söylemi, ABD’nin küresel imajını daha fazla tahrip etmekten başka neye hizmet etmektedir?
İran müzakere yolunu izlemiş, anlaşmalara varmış ve taahhütlerini yerine getirmiştir. Buna karşın anlaşmadan çekilme, karşıtlığa yönelme ve müzakereler sürerken iki kez saldırı düzenlenmesi, ABD hükümeti tarafından ve saldırgan çıkarlar doğrultusunda alınmış yıkıcı kararlardır.
Enerji ve sanayi tesisleri de dahil olmak üzere İran’ın hayati altyapılarına yönelik saldırıların doğrudan hedefi İran halkıdır. Bu eylemler, bir savaş suçu olmanın ötesinde, etkileri bakımından İran sınırlarını aşacaktır. Bu saldırılar, istikrarsızlığın yayılması, insani ve ekonomik maliyetlerin artması ve uzun yıllar sürecek bir gerilim ve nefret döngüsünün oluşması anlamına gelmektedir. Bu yol güç göstergesi değil, kalıcı bir çözüme ulaşma konusundaki zafiyetin işaretidir.
ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle ve bu rejimin teşvikiyle bu saldırılara girişmediği söylenebilir mi? İsrail’in, İran’ı tehdit olarak göstererek dünya kamuoyunun dikkatini kendi suçlarından uzaklaştırmaya çalışmadığı söylenebilir mi? İsrail’in, ABD’nin son askerine ve Amerikan vergi mükelleflerinin son centine kadar İran’la savaşmayı hedeflemediği söylenebilir mi? Bu durumda gerçekten ABD hükümetinin öncelikleri listesinde “önce Amerika” yer almakta mıdır?
Sizi, savaşın bir parçası olan hedefli medya propagandalarına odaklanmak yerine, İran’a gelmiş olan dostlarınıza, İran’da yüksek öğrenim gördükten sonra dünyanın en iyi üniversitelerinde görev yapan veya en önemli şirketlerde çalışan İranlıların verilerine bakmaya davet ediyorum. Bu gerçekler, medyanın size anlattıklarıyla örtüşüyor mu?
Dünya bugün, karşıtlık yolunun her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz olduğu bir noktadadır. Karşıtlık ile etkileşim arasında yapılacak tercih, gerçek ve kader belirleyici bir tercihtir; sonuçları gelecek nesillerin kaderini belirleyecektir. İran, binlerce yıllık tarihinde birçok saldırgan görmüştür. Onlardan geriye tarihte yalnızca kötü bir isim kalmış, İran ise gururla ayakta kalmaya devam etmiştir.
Mesud Pezeşkiyan
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
www.kudusgunu.com