HİZBULLAH KOMUTANINDAN ABD-IŞİD İLİŞKİSİNE DAİR ÇARPICI AÇIKLAMALAR

IŞİD'in yenilgisine yol açan askeri operasyonun hikâyesi, Süleymani ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'ta yaptığı görüşmeyle başladı. Nasrallah, Hizbullah'ın Suriye ve Lübnan'da konuşlanmış bir grup saha subayını Şam'daki bir toplantıya çağırma kararı aldı. 

Görüntülenme: 589 Tarih: 19 Ocak 2023 14:05
HİZBULLAH KOMUTANINDAN ABD-IŞİD İLİŞKİSİNE DAİR ÇARPICI AÇIKLAMALAR

The Cradle

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) seçkin Kudüs Gücü'nün İranlı komutanı Kasım Süleymani, ABD işgaline ve ardından IŞİD'in kendinden menkul halifeliğine karşı Irak direnişinin başlatılmasında önemli bir rol oynadı.

IŞİD'in yenilgisine yol açan askeri operasyonun hikâyesi, Süleymani ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'ta yaptığı görüşmeyle başladı. Nasrallah, Hizbullah'ın Suriye ve Lübnan'da konuşlanmış bir grup saha subayını Şam'daki bir toplantıya çağırma kararı aldı. Orada, Iraklıların IŞİD'i yenmesine nasıl yardım edeceklerini belirlemek için bir araya geleceklerdi.

Bu subaylardan biri, Süleymani'ye eşlik eden ve birçok savaşta onunla birlikte savaşan üst düzey bir Hizbullah askeri komutanı, The Cradle ile yaptığı özel bir röportajda bu öykünün ayrıntılarını paylaştı. Anonimliğini korumak için “Sacid” adını kullandık.

The Cradle: IŞİD'in ortaya çıkmasıyla birlikte, Kasım Süleymani'nin adı hem dünyada hem de bölgede daha belirgin bir şekilde öne çıkmaya başladı. Ancak Irak'taki faaliyetleri bundan çok önce başlamıştı. General Süleymani’nin ABD işgali karşıtı Irak direnişindeki rolü neydi?

Sacid: Hacı Kasım, IRGC'deki Kudüs Gücü'nün komutanı, İran-Irak savaşı gazisiydi ve Irak'ı iyi biliyordu. Amerikalılar Irak'ı işgal edince, Saddam Hüseyin rejimine karşı faaliyet gösteren bazı oluşumlar, işgale karşı direnmeye yöneldiler ve Hac Kasım'dan yardım istediler. O da cevap vermekte gecikmedi. Bu grupların örgütlenmesine yardım etti, onlar için eğitim kampları kurdu ve Irak direniş gruplarına destek, teçhizat ve silah sağlanmasını bizzat denetledi.

The Cradle: IŞİD kontrolünün genişlemesinin ardından Süleymani, kamuoyunda daha sık görünmeye başladı. Nasrallah bir konuşmasında Hizbullah'ın, kendisiyle birlikte olanlarla birlikte cephenin en önünde olduğunu söylemişti. Süleymani’nin Hizbullah ve saha görevlilerine verdiği vazifeler, Nasrallah tarafından verilen talimatlar ve gösterilen hedefler nelerdi?

Sacid: Hac Kasım ve Seyyid Nasrallah arasındaki görüşmeden sonra, 12 ila 13 kişilik bir grup Hizbullah kadrosunun Hac Kasım ile Şam'daki bir toplantıya çağrılması kararı alındı. Orada kendilerine, İsrail işgaline karşı direnişte ve Suriye savaşında kazandıkları tecrübeleri Irak direnişindeki kardeşlerimize aktararak yardım etmek için Irak'a gideceklerini bildirdi.

Bu kişiler, operasyonel komutanlar da dahil olmak üzere çeşitli uzmanlıklara sahiptiler. Görevlerinin o an itibariyle başladığı ve hemen Bağdat'a gitmeleri gerektiğini öğrendiklerinde herkes şaşırmıştı. Bazıları kişisel eşyalarını getirmek veya aileleriyle vedalaşmak için izin istedi, ancak Hac Kasım, bir kısmının aynı gece onunla Bağdat'a gitmesi, geri kalanlarının da kısa bir süre sonra onunla orada buluşması konusunda ısrar etti.

İlk grup Hac Kasım ile aynı uçakla Bağdat'a gitti ve ilk gecelerini Ebu Mehdi el-Mühendis'in (Irak Halk Seferberlik Güçleri / Haşdi Şabi’nin merhum başkanı) evinde geçirdi. Sonra geri kalanlar geldiler ve sayıları yaklaşık 30'a ulaştı. Hac Kasım bizzat hepsinin rol ve görevlerini dağıttı ve şunları söyledi:

“Hepiniz İsrail'e ve Suriye'deki tekfircilere karşı büyük operasyonlara katıldınız. Sizden istenen, deneyimlerinizi Iraklı kardeşlerimize aktarmanız, İsraillilere karşı savaşırken ve Seyyide Zeyneb'in türbesini (Hz. Muhammed'in (s.a.a.) torununun Şam dışındaki mezar yeri) savunurken sergilediğiniz aynı ruhu onlara da göstermenizdir."

Basitçe söylemek gerekirse, görevleri işte buydu.

Görev dağılımı yapıldıktan sonra herkes kendisi için belirlenen yere gitti. Bu, Irak'taki en yüksek Şii otorite Seyyid Ali el-Sistani'nin 13 Haziran 2014'te, IŞİD'in ülkenin büyük bir kısmı üzerindeki kontrolüne karşı koymak amacıyla Haşdi Şabi’nin kurulmasına yol açan fetvasından önceydi.

O dönemde IŞİD'e ek olarak; 1920 Devrimi, Selahaddin Tugayları, Resulullah Tugayı, El-Qaqaa Tugayları, Baas Partisi'nden gruplar vs. çeşitli militan örgütlerin dahil olduğu Askeri Konsey gibi [terör grubuyla bağlantılı] başka silahlı yapılar da mevcuttu. O sırada IŞİD, Musul şehrini ele geçirmişti ve Samerra şehrine yaklaştıktan sonra kontrolünü esas olarak Bağdat'ın batısına doğru genişletiyordu.

The Cradle: Batı ve Basra Körfezi medyası, Süleymani'nin Irak'ta İran’ın gündemini uyguladığı anlatısını destekledi. Siz onunla yakın çalıştınız. Bu doğru mu? Irak'ı savunmak ve IŞİD ile diğer terör örgütlerine karşı zafer kazanmadaki asıl amacı neydi?

Sacid: Bu soru Iraklılara yöneltilmelidir. Kişisel bir gündemi hayata geçirmeyi amaçlayan hiç kimsenin hayatını tehlikeye atacak kadar ileri gitmeyeceğine inanıyorum. Birçok kez, Hacı Kasım saldıran grupların ön saflarında yer aldı ve her an ölmesi mümkündü.

Örneğin, Samerra'ya giden yolu açan Hummer'lardan birindeydi. İran'ın Irak'taki gündeminin bir şehre varmak için yolu açmak olduğunu ve bunun Hac Kasım gibi bir liderin hayatını tehlikeye atmayı gerektirdiğini düşünmüyorum.

Onun misyonu, İran İslam Cumhuriyeti'nin ve kendisinin tüm kapasitesini Irak hükümetinin hizmetine sunmaktı. Iraklılarla yaptığı bütün görüşmelerde onlara şunları söylerdi:

"Karar sizin. Biz sadece yardım etmek için buradayız ve emirlerinize uymayan herkesin derhal ayrılmasını isteyebilirsiniz.”

Davranış düzeyinde bile, onu diğer savaşçılardan herhangi birinden ayırt etmek mümkün değildi.

The Cradle: Süleymani'ye "Siperlerin Adamı" dendiğini duyduk. Bu, bazı savaşlarda bizzat sahada bulunduğu anlamına mı geliyor? Bize bundan bahsedin.

Sacid: Hac Kasım'ın tüm savaşlarda bizzat bulunduğunu söyleyebilirim. 31 Ağustos 2014'te Amirli kentindeki kuşatmanın kaldırılmasına katıldı. Şii Türkmenlerin yaşadığı bu kentin kuşatılması, Musul'un Temmuz 2014'te düşmesinin ardından başlamıştı. IŞİD militanları, Amirli'yi çevreleyen tüm köyleri ele geçirerek kenti tecrit ettiler ve 80 gün boyunca su, yiyecek ve ilaçtan mahrum bıraktılar.

Hac Kasım, kuşatmayı kaldırmak için saldıran konvoyun ön saflarındaydı ve seyahat ettiği Hummer'da bir patlayıcı infilak etti. Bu zorlu pusu yanındakilerden ikisinin ölüp ikisinin de yaralanmasına neden olmuştu.

Benzer bir şey Ekim 2014'te Curf es-Sahr çatışmasında yaşandı. Burası, etrafını saran yoğun hurma korularının savunmacı güçler için bir örtü görevi görmesi yüzünden, saldıran taraf için çok karmaşık bir coğrafi alandır. Stratejik açıdan da çok önemli bir bölgeydi ve IŞİD'in Kerbela, Necef gibi kutsal şehirlere ulaşabileceği bir uç noktası konumundaydı.

İki hafta süren hücuma rağmen, saldıran güçler, Hac Kasım gelene kadar yolu kesip nehir kıyısına ulaşmayı başaramamıştı. Yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki nehir kıyısına gitmek için zırhlı bir Hummer getirilmesini istedi. Oraya varmak pratik olarak bölgeyi IŞİD'in pençesinden kurtarmak anlamına geliyordu. Bölgeyi keşfetmek istiyordu, bu yüzden orta kuvvetli silahlarla ateş altında tutulan toprak sete tırmandı.

Birimiz ona, "Ölmemizi mi istiyorsun?" dediğinde "Ölmemizi değil, yolu açmamızı istiyorum." diye yanıt verdi. Bedir Ordusu operasyon komutanı Ebu Muntazer ona "Ben işi hallederim" dedi ve Hac Kasım, "Seninle olacağım" diye cevapladı. Ancak Ebu Muntazer, kendisinin bir grup savaşçıyla ilerlemesi ve Hac Kasım'ın onlara daha sonra katılması için ısrar etti.

On dakikadan az bir süre sonra Hac Kasım yola çıkmaya karar verdi. Biz yolun karşısına geçer geçmez, Curf es-Sahr sihir gibi IŞİD'in kontrolünden çıktı. Aynı şekilde Aralık 2014'teki Duhuliye savaşında Hac Kasım, IŞİD kontrolündeki bölgeyi tek başına keşfetmek için genç bir adama motosikletle eşlik etmekte ısrar etti. Bu muharebe, Bağdat ile Samerra arasındaki yolu teröristlerden kurtardıktan sonra, IŞİD'e karşı savaşta önemli bir sıçrama oluşturdu.

The Cradle: Süleymani'nin ABD'nin yanında savaştığını, o yerdeyken Amerikalıların hava koruması sağladığını iddia edenler var. Bu iddia ne kadar doğrudur?

Sacid: Amerikalılar, Irak'ı IŞİD'den kurtarmak için hiçbir operasyona katılmadılar. Mart 2015'te Tikrit savaşında Haşdi Şabi, şehri kurtarmak için hazırlıklarını tamamlamıştı ancak Amerikalılar, Haşdi Şabi’nin saldırıyı gerçekleştirmesini engellemek için Irak hükümetine müdahale ettiler.

Başbakan Haydar el İbadi, operasyon için terörle mücadele güçlerini ve federal polisi görevlendirme kararı aldı ve ABD uçakları şehir içindeki hedefleri bombaladı. Hükümet güçleri içeri girdiğinde fazla ilerleyemediler ve Amerikan bombardımanının IŞİD'e fazla zarar vermediği ortaya çıktı.

Sonuç olarak, Haşdi Şabi’nin savaşa katılmasına kadar şehir kurtarılamadı. ABD ordusu, Haşdi Şabi operasyonlarının hiçbiri için hava koruması sağlamadı ve Irak'ı IŞİD'den kurtarmak için hiçbir operasyona katılmadı.

The Cradle: IŞİD'in yenilgisinden sonra, zaferi ABD öncülüğündeki koalisyona atfeden ve Süleymani'yi uluslararası bir terörist olarak sunmaya çalışan yaygın bir anlatı belirdi. Gerçek hikâye nedir?

Sacid: Koalisyon güçleri IŞİD'e yönelik herhangi bir operasyona katılmadı. Koalisyon güçleri, (Irak eski Başbakanı) Nuri el-Maliki hükümetinin terör örgütüne müdahale talebini geri çevirdiler ve Irak ordusuna silah sağlamayı reddettiler. Irak ordusunun sadece dört cephanesiz tankı vardı ve bunlar da yalnız “gece görüşü dürbünü” olarak kullanılıyordu.

Amerikalıların katıldığı tek savaş Musul'daydı. Bizim için direniş, kim olursa olsun işgale karşı direniştir. Ancak Amerikalılar için direniş, Başkan Beşar Esad'a karşı olduğunda meşrudur ve İsrail'e karşı gerçekleştiğinde "terörizm" haline gelir.

The Cradle: IŞİD'in yenilgisinin başlangıcına damgasını vuran, savaştaki dönüm noktası neydi?

Sacid: Aralık 2014'ün sonlarından Ekim 2015'in nihayetine dek süren Beyci Muharebesi, direnişin Bağdat'tan Beyci'ye giden otoyolun kontrolünü ele geçirmesine ve Beyci'yi Musul'a karşı bir saldırı başlatmak için üs olarak kullanmasına izin veren kader savaşıydı.

Musul'un düşüşü, Haşdi Şabi’nin Musul ile Suriye arasındaki yolu kesip ikmal malzemelerinin şehirdeki teröristlere ulaşmasını engellemesiyle başladı. Amerikalılar Musul savaşına katkı sağlasa da direniş güçlerinin uğradığı kayıpların yüzde 99'undan sorumluydu.

The Cradle: ABD nasıl sorumluydu?

Sacid: Kayıplarımızın çoğuna intihar bombacıları neden oldu. Patlayıcılarla dolu, zırhlı ve sürücüleri yolu görmesin diye her tarafı kapalı arabalar kullanıyorlardı. Onları izlemeleri gereken yollara yönlendiren insansız hava araçlarıydı ve bu noktada ABD uçaklarının veya Amerikan parazit cihazlarının onları durdurduğuna hiç tanık olmadık.

The Cradle: Haşdi Şabi sadece Şiilerle mi sınırlıydı?

Sacid: Tabii ki hayır. Sünniler, Hristiyanlar ve Yezidiler de vardı ve hala da varlar.

The Cradle: Bugün Kürtlerin kontrolündeki cezaevlerinde 5 bine yakın IŞİD’li var. Kaçmalarına yardımcı olunması durumunda örgütün yeniden canlandırılması mümkün müdür?

Sacid: Bu olursa oyun ifşa olur. Ancak Irak gibi bir ülkede 5.000 yetersiz bir rakam. Küçük bir emirlik bile kurabilmeleri bence imkânsız.

The Cradle: İran'ın IŞİD'e karşı zafer kazanmada oynadığı role rağmen, çok sayıda Iraklı arasında bu ülkeye karşı olumsuz duygular var. Durum neden böyle?

Sacid: Irak'taki yaygın yolsuzluktan İslam Cumhuriyeti'ni sorumlu tutan medya yüzünden. Yani İran’ın önce Nuri Maliki hükümetini, sonra da yine Haydar İbadi hükümetini desteklediği bahanesiyle.

Evet, İran Irak hükümetini destekledi ama bu hükümetin izlediği politikadan sorumlu değil. ABD yanlıları ve Irak'taki yandaşları, Iraklıları İran aleyhine çevirmek için Iraklı siyasetçilerin yaptığı tüm hatalardan İran'ı sorumlu tutmak amacıyla medyada büyük çaba sarf ettiler.

The Cradle: Sizce Süleymani'nin Irak topraklarında öldürülmesinin ardındaki sebep neydi?

Sacid: Onlar [ABD], Hac Kasım'ın varlığının IŞİD'e karşı kazanılan zaferi sahiplenmelerine engel olacağını hissettiler. Hacı Ebu Mehdi el-Mühendis'in Irak'taki aynı projenin önünde büyük bir engel olması gibi, Şehid Süleymani de Batı Asya'daki Amerikan projesinin önünde büyük bir engeldi.

Çeviri: Ozan Kemal Sarıalioğlu

Medya Şafak

Yorumlar