“İran’ın barışçı yaklaşımı” ile “ABD’nin dayatmacı şartları” arasındaki temel farklılık, kalıcı bir anlaşmayı çıkmaza sokmuş durumda.
ABD ve siyonist İsrail ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki siyasi ve askeri gerilimlerin, müzakereler ve kırılgan ateşkeslerin gölgesinde sürdüğü bir dönemde, analizler tarafların kritik ve belirleyici bir aşamaya girdiğine işaret ediyor. Bu aşamada “çıkış seçenekleri” ve savaşın sonuçlarından kaçınma senaryoları, stratejik hesaplamaların ana eksenine dönüşmüş durumda.
Qodsna'nın aktardığına göre, Yemen’de yayımlanan es-Sevra gazetesi “ABD ve İsrail’in krizden kaçış senaryoları” başlıklı bir analizde, ABD ve işgal rejiminin İran’a karşı savaşın sonuçlarından kaçınmak için önündeki olasılıkları ele aldı.
Çatışmanın başlangıcı ve ilk hesapların çöküşü
ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırı ve savaş ilanıyla birlikte, diplomatik ortam ve siyasi müzakereler sürerken uluslararası normların ve insani ilkelerin açık ihlaline imza attı. Analistlere göre bu adım, üstünlük yanılsaması ve siyasi kibir temelinde atıldı; savaşın sonunun da başlangıcı gibi bu iki gücün kontrolünde olacağı varsayımına dayanıyordu.
Ancak sahadaki gelişmeler, bu hesapların başarısız olduğunu ortaya koydu. Siyasi ve medya tehditleri, psikolojik savaş ve yoğun propaganda faaliyetleri, hatta ABD ve İsrail liderlerinin sert açıklamaları dahi direniş eksenini dayatılan şartları kabul etmeye zorlayamadı.
Bu analize göre tehdit dili caydırıcı olmak yerine çatışmayı daha da tırmandıran bir unsura dönüştü ve bölgede yeni bir caydırıcılık dengesi oluşmasına yol açtı.
Ateşkeslere güvenin çökmesi ve arabuluculuk krizi
ABD ve İsrail tarafının ateşkesleri tekrar tekrar ihlal etmesi, geçici anlaşmalara yönelik güveni fiilen ortadan kaldırdı. Bu durum arabulucuların rolünü de zayıflatarak onları etkili aktörler olmaktan çıkarıp yetkisiz mesaj ileticilerine dönüştürdü.
Bu süreçte bazı bölge ülkelerinin arabuluculuk girişimleri de başarısızlıkla sonuçlandı. Pakistan gibi yeni arabulucuların devreye girmesi dahi taraflar arasındaki derin uçurumu kapatamadı.
“İran’ın barışçı yaklaşımı” ile “ABD’nin dayatmacı şartları” arasındaki temel farklılık, kalıcı bir anlaşmayı çıkmaza sokmuş durumda.
Güç dengesinin değişimi
Raporda ayrıca bölgesel güç dengesini değiştiren gelişmelere dikkat çekiliyor. İran’ın caydırıcılık kapasitesinin artması, füze gücünün güçlenmesi ve jeopolitik etkisinin genişlemesi, ABD ve İsrail’in askeri varlığına karşı denge oluşturdu.
Analizin bu bölümünde, karşı tarafın “stratejik başarısızlığı” ve güvenlik yapılarında yaşanan güven krizinin derinleştiği ifade ediliyor.
Krizin önündeki üç ana senaryo
Birinci senaryo: Büyük güçlerin devreye girmesi (Rusya ve Çin)
Bu senaryoda Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin başlıca arabulucular olarak devreye girmesi öngörülüyor. Bu ülkelerin güvenlik garantileri sunarak yeni bir anlaşmanın oluşmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
Bu çerçevede hedef, yeni bir küresel denge kurmak ve çok kutuplu bir düzene doğru ilerlemek. Böyle bir düzende ABD’nin küresel hegemonyadaki rolünün sınırlanması söz konusu olabilir.
Ancak bu senaryonun, bölgesel dengelerin değişmesi, direniş gruplarının rolünün yeniden tanımlanması ve yeni siyasi-güvenlik anlaşmaları sürecine girilmesi gibi karmaşık sonuçları da bulunuyor.
İkinci senaryo: Vekil savaşların ve siyasi aşırılığın tırmanması
Bu senaryoda bölgede aşırı ve vekil grupların yeniden aktive edilmesi ihtimali öne çıkıyor. Bu gruplar, jeopolitik ve güvenlik rekabetinde baskı aracı olarak kullanılabilir.
Bu durum, Kabil’den İstanbul’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlığın artmasına ve krizin farklı ülkelere yayılmasına yol açabilir.
Bu çerçevede devletler, gruplar ve bölgesel aktörlerin rolü, karşılıklı çıkarlar ve güvenlik çatışmalarından oluşan karmaşık bir ağ içinde şekillenecek ve geniş çaplı gerilimlerin artmasına neden olabilecektir.
Üçüncü senaryo: Nükleer seçenek ve krizin tehlikeli tırmanışı
Üçüncü senaryo, nükleer kapasitenin ya da “nihai caydırıcılık” seçeneğinin devreye girme ihtimaline işaret ediyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde bölge ve uluslararası sistem açısından son derece ağır sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor.
Bununla birlikte analiz, bu seçeneğin yüksek risk ve kontrol edilemez sonuçlar barındırdığına, mevcut güvenlik düzeninin tamamen çökmesine yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Sonuç
Analizde ilk senaryo daha olası seçenek olarak öne çıkarılsa da ciddi belirsizlikler ve endişeler barındırdığı ifade ediliyor. Yükselen küresel güçlerin rolü, taraflar arasındaki güven düzeyi ve sahadaki gelişmeler, sürecin yönünü belirleyecek temel unsurlar olarak gösteriliyor.
Bu çerçevede bölgenin, güvenlik ve siyasi düzenin yeniden tanımlandığı kritik bir eşikte bulunduğu ve sürecin ya görece istikrara ya da daha derin bir krize evrilebileceği değerlendiriliyor.
www.kudusgunu.com