Devam eden soykırım savaşı kapsamında, İsrail işgal makamları “su hakkını” Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon Filistinliye karşı toplu öldürme aracına dönüştürdü.
Artık yalnızca kurşunlar sivillerin canını almıyor; “susuzluk” da İsrail savaş makinesinin, bölgedeki yaşamı boğmak ve insani varlığın tüm unsurlarını yok etmek için sistematik biçimde kullandığı bir araç haline geldi. Saha raporları, işgalci İsrail’in su ve kanalizasyon altyapısının yaklaşık yüzde 90’ını kasıtlı olarak tahrip ettiğini ortaya koyuyor. Bu kapsamda arıtma tesisleri, ana kuyular ve boru hatları da hedef alındı. Bu çarpıcı oran, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası gibi üst düzey uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde hazırladığı teknik ve istatistiki raporlara dayanıyor. Söz konusu kurumlar, Gazze’de su ve kanalizasyon altyapısının büyük bölümünün tamamen yıkıldığını ya da ağır hasar alarak tamamen hizmet dışı kaldığını doğruladı.
Deyr el-Belah’ın batısındaki sahil şeridinde kurduğu çadırdan konuşan yerinden edilmiş Filistinli Cihad el-Acle, yaşanan acı tabloyu şöyle anlattı: “Güneş doğmadan önce bir damla su bulma yolculuğuna başlıyoruz. Uzun mesafeler kat ederek dolum noktalarına ulaşıyoruz, ancak çoğu zaman orada da hiçbir şey bulamıyoruz. İşgal güçleri yalnızca toprağımızı elimizden almakla yetinmiyor; bu çürük çadırlarda çocuklarımızın damarlarını kurutarak nefesimizi de kesmek istiyor.” El-Acle, Şihab Ajansı’na yaptığı açıklamada su krizinin yerinden edilenlerin hayatını günlük bir cehenneme çevirdiğini belirterek, “Yıkanmakta, çamaşır yıkamakta büyük zorluk çekiyoruz. Büyük çabalarla elde ettiğimiz su ise tuzlu ya da kirli oluyor. Tehlikesini bilmemize rağmen içmek zorunda kalıyoruz. Çünkü ya susuzluktan ölmek ya da işgalin bilerek arıtmadan bıraktığı kirli su nedeniyle yavaş yavaş ölmek dışında seçeneğimiz yok” dedi.
Altı kişilik bir ailenin babası olan Mahmud Meşal de ailesine asgari düzeyde su temin etme mücadelesini anlatarak, “Eve 16 litrelik bir bidon suyla döndüğünüzde, temiz bir yudum su bekleyen altı çocuğunuzun bakışları karşısında tamamen çaresiz hissediyorsunuz. Elimizdeki her litre damla damla hesaplanıyor. Bazen içme suyu ile bir lokma yemek hazırlamak arasında tercih yapmak zorunda kalıyoruz. Bu, insan onurundan yoksun bir yaşamdır” ifadelerini kullandı. Meşal, “Çocuklarım suyun kalitesizliği ve temizlik malzemelerinin yokluğu nedeniyle sürekli bağırsak ağrıları ve cilt hastalıkları yaşıyor. İşgal güçleri kuyuların çalışması için gerekli yedek parçaları ve yakıtı soğukkanlılıkla engelliyor. Bizi sessizce öldürüyorlar. Bu, hava bombardımanından daha vahşi bir yöntem. Sekiz kişilik bir aileyi sudan mahrum bırakmanın bir toplu idam kararı olduğunu biliyorlar ve biz bunu her an yaşıyoruz” dedi.
İşgalci siyonist ordu, susuz bırakma politikasını derinleştirerek kalan kuyuların çalıştırılması için gerekli yakıtın girişini engelleyen sıkı bir teknik abluka uyguluyor. Ayrıca klor, su arıtma üniteleri ve yedek parçalar gibi hayati malzemelerin girişine izin verilmiyor. Bu durum, açlık ve sürekli yerinden edilme nedeniyle yıpranmış nüfusa en temel içme suyu ihtiyacını dahi karşılamayı imkansız hale getiriyor. Sahada, yardım ekipleri uluslararası işaretler taşıyan su tankerlerinin doğrudan hedef alındığını ve kuzey ile orta bölgelerde on binlerce kişi için tek yaşam kaynağı olan kuyuların tahrip edildiğini belgeledi. Bu durum, yerinden edilenleri çocuklarının hayatta kalması için tuzlu veya kirli su kullanmak gibi ağır seçeneklere zorlayarak insani felaketi hızlandırıyor.
Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün acil durumlar direktörü, işgal güçlerinin su olmadan yaşamın sürdürülemeyeceğini çok iyi bildiğini, buna rağmen hayati malzemelerin girişini engellemeye devam ettiğini belirtti. Bu durumun, “Gazze’yi susuz bırakma” stratejisinin askeri operasyonların tesadüfi bir sonucu değil, nüfusu temel haklarından mahrum bırakarak zorla göç ettirmeyi hedefleyen planın temel bir unsuru olduğunu gösterdiğini vurguladı. İnsan hakları kuruluşları ise işgal liderlerinin suyu bir savaş aracı olarak kullanma suçundan uluslararası düzeyde yargılanması çağrısında bulunarak, İsrail’in gerekli düzeyde su akışını yeniden sağlamaya ve tıbbi ile su ekipmanlarının girişine izin vermeye zorlanmasının tek yolunun acil uluslararası baskı olduğunu belirtti. Aksi halde Gazze’nin susuzluk ve hastalıklar nedeniyle toplu bir mezara dönüşeceği uyarısında bulunuldu.
www.kudusgunu.com