Bismillah.

         Hamas’ın  Suriye muhalefeti ile imtihanını yazmaya niyetlendiğim fakat bir türlü vakit bulamadığım  bugünlerde , 12 Şubat’ta Timetürk internet sitesinde ‘Hamas İran Eksenine mi Kayıyor?’ (1) başlıklı  editör masası imzasıyla yayınlanan yazıyı okuyunca,  bu konuyu ele almanın tam zamanı diye düşündüm. Her ne kadar bu konu, mayınlı  alanda dolaşmak anlamına gelse ve yanlış anlaşılmalara müsait olsa da , ümmetin fitne girdabında boğuştuğu bu hassas dönemde sorumluluktan kaçmanın da doğru olmadığı kanaatindeyim.

            Gazzeli kaynaklarla görüşülerek hazırlandığı ifade edilen bu yazıda,  çok çarpıcı gerçeklere dikkat çekilmiş.  Fakat  bazı önemli konular da teğet geçilmiş.

            Yazıda geçen ve üzerinde ilk olarak değerlendirme yapacağım şu ifade oldukça çarpıcı  ve yürek burkucu  : ‘Bugün Suriye'nin pek çok bölgesinde dahi ulaşılabilir olan pek çok ihtiyaç maddesi ya da enerji kaynağı hali hazırda Gazze için hala lüks. Gazze'nin kendine yetebilir su kaynağı, işsizler ordusunu istihdam edecek iş sahası ya da sağlık malzemelerini istediği zaman temin edebileceği bir sınır kapısı yok. İki milyona yakın Gazzeli hiçbir geri dönüşüm sistemi bulunmayan ve büyük kısmı hala mülteci kampı statüsünde olan bölgelerde yaşamakta. ‘

Suriye’de iç karışıklık çıkarılmaya başladığında ve bu işin belki de on yıl süreceği ortaya çıktığında bendenizi endişelendiren en büyük konulardan biri , ümmetin ve insanlığın en büyük derdi olan Filistin ve Kudüs meselesinin geri plana düşeceği ve zaten büyük maddi sıkıntılar içinde yaşamakta olan Müslüman halkların hem Suriye hem de Gazze’ye para yetiştirmekte zorlanacağı meselesiydi. Maalesef korktuğum başımıza geldi. Suriye meselesinin karmaşık siyasi yönü ve kutuplaşmalar nedeniyle halkımız Suriyeli mültecilere beklenen yardımı yapmadı . Yapılan yardımlar da Gazze’nin hakkından kısılarak yapıldı. Halbuki ümmetin ve milletimizin ilk önceliği Filistin ve özelde de Gazze olmalıydı. Siyasilerimizin  ve alimlerimizin bir çoğu  , ümmetin  önceliklerini tespit etme noktasında yine sınıfta kaldı.  Sakın yanlış anlaşılmasın,  bu ifadelerimle  Suriyeli mültecileri görmezden gelelim ve onlara yardım yapmayalım demek istemiyorum . Gelinen  bu noktada elbette ki onlara da yardım yaptık ve yapacağız da , fakat Siyonist ve Emperyalist projenin farkına varamadığımızı ve güvenilir dini ve siyasi rehberlerin yol göstericiliğine itibar etmediğimizi de  kabul etmek durumundayız. Öte yandan  Asya ve Avrupa ülkelerinden Gazze’ye doğru havadan ,karadan ve denizden çıkması planlanan   bir çok yardım konvoyu projesi de Suriye’de çıkarılan iç savaş dolayısıyla askıya alınmak zorunda kaldı. Ayrıca şu anda Gazze için kampanyalar düzenleyen yardım kuruluşlarımızın hesapları dolmuyor, neden acaba? Bunu iyi düşünelim. Bu süreçte yardım kuruluşlarımızın da kampanyalarında aşırı derecede siyasi söylemler kullanmaları  ayrı bir handikaptı. Bunu da  başka bir yazıda ele alacağız inşallah.  

 

            Suriye’de 5. Yılına giren insanlık trajedisini ve yaşanan iç savaşı görmezden gelmek ve üzülmemek imkansız. Bilindiği gibi bu ülkede iç savaş, fitne ve kaos başladığından beri Suriye’de mülteci durumuna düşen halka yönelik insani yardımlar özellikle savaşın kışkırtıcısı olan Suud , Katar , Kuveyt ve diğer ülkeler tarafından aralıksız olarak devam ettiriliyor.  Filistin halkının ve özellikle de Gazze’nin  on yıllardan beri devam eden mazlumiyeti konusunda kılını bile kıpırdatmayan veya kıpırdatsa bile bunu Filistin direnişinin kazanımlarını çalmak için yapan körfez şeyhlikleri  Suriye konusunda oldukça cömert davranıyorlar. Çünkü Suriye’de devam eden savaşta onların tek amacı , bölgede on yıllardan beri Siyonist İsrail’e karşı direnen eksene zarar vererek  emperyalist efendilerinin rızasını kazanmak. Eğer bu şeyhlikler insani yardım konusunda samimi olsalardı bugün Filistinlilerin özelde de  Gazzelilerin  yaşadığı sıkıntıların büyük çoğunluğu halledilmiş olurdu. Fakat maalesef   söz konusu ülkeler tarafından Suriye muhalefetine yapılan insani ve askeri yardımlar   1948 yılından beri  Filistin , Ürdün, Mısır, Irak , Suriye ve Lübnan’daki mülteci kamplarında çok ağır şartlarda  sürgün hayatı yaşayan milyonlarca mazlum Filistin halkından ve özellikle de  Gazzelilerden  ve onların bağrından çıkmış olan direnişten  esirgenmiştir.

            Söz konusu yazıda dikkatimi çeken bir başka paragrafta şu oldu : ‘Belki bu problem gözünüze fazlasıyla maddi görünüyor olabilir. Belki bu problemden ötürü HAMAS'ın İran'la ilgili en hafif tabirle 'Orta yollu' açıklamalar yapması size "Para yüzünden Müslümanlar satılır mı?" dedirtiyor olabilir fakat gerçek bu. HAMAS'ın Gazze'deki mevcut kuşatma şartlarına kaç yıldır dayandığını unutmadan şunu söylemeliyiz: Hali hazırda HAMAS'a hala düzenli nakit para aktaran güçlerden birisi İran. Biz kabul etsek de etmesek de Gazze'de günlük yaşamın devam edebilmesi bir anlamda bu paraya bağlı. Belki aylık birkaç milyon dolar haber metnine yazıldığında Gazze için küçük ve önemsiz bir miktar gibi görünüyor olabilir fakat abluka altındaki Gazze'nin ayakta kalabilmek için bu paraya bile ihtiyacı var.’

              

             Bu değerlendirmeyi kaleme alan arkadaşların da çok iyi bildiği gibi   İran,   Filistin’e ve özellikle de Gazze’ye  sadece para değil aynı zamanda askeri ve siyasi destek de vermektedir. Bugün İran,  Filistin davasını siyasi olarak desteklemekten vazgeçse ve Kudüs’ün kurtarılması idealinden taviz verse , ABD’nin üzerine haksız bir şekilde bloke koyduğu bu ülkedeki milyarlarca dolarına ve  mal varlıklarına  kavuşur ve ayrıca üzerinde var olan ambargo baskısı da büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu arkadaşların yazısının  sonunda yer alan şu cümleler esasında meselenin can alıcı noktalarından birini oluşturuyor : ‘On yıl önce birkaç kilometre menzilli roketlerle direnişi yeni bir merhaleye taşıyan HAMAS'ın askeri kanadı bugün Müslümanların istisnasız "ortak düşman" olarak gördüğü İsrail'in dokunulmaz gördüğü Tel Aviv'i istediği zaman vurabiliyor. Sünni dünyanın son on yılda bu Gazze'de bu gelişmeye paralel bir destek sunduğunu söylemek mümkün mü? Ya da Mursi'nin kısa iktidarı hariç Gazze'ye Sünni dünya üzerine düşen yardımı sağlayabildi mi?’

            Arkadaşlar açık olarak yazmasalar da esasında  şunu söylemek istiyorlar ; Bugün eğer Kassam Tugayları ve Kudüs Seriyyeleri Tel Aviv’i vurabilecek füze teknolojisine sahiplerse , bu,  İran İslam Cumhuriyeti’nin sayesindedir.

            Evet işte bütün gerçek bu ! Rahmetli İmam Humeyni ve  onun yolunu takip eden İmam Hamaney Filistin direnişini samimane bir şekilde ve ne pahasına olursa olsun destekleme azminde olmasalardı , Siyonist düşmana karşı bugün hala sapan taşlarıyla direniliyor olacaktı.

            Bir de hem İslam dünyasındaki bazı İslamcı grupların , Selefilerin ve özellikle de İhvan’ın içindeki İran karşıtı cephenin anlamak istemediği mesele şu : Başta Hamas , İslami Cihad ve FHKC olmak üzere Filistinli birçok direniş grubunun lider kadrosu İran’ın Filistin ve Kudüs konusunda ne kadar ciddi ve kararlı olduğunu yakından bilmektedir. Bu kadroların  büyük çoğunluğu    Ayetullah Hamaney’i  rehber olarak kabul etmekte ve onun emirlerine uymaktadır.

            Bendeniz bir önceki yazımda da İhvan ve Hamas içerisinde İran , Hizbullah ve Şia alerjisi olan bazı şahısların bulunduğunun  Seyyid Hasan Nasrallah tarafından dile getirildiğini yazmıştım .(2)  Söz konusu Selefi zihniyetli kişiler Hamas liderlik kadrosunun son aylarda İran ve Hizbullah’la yaptığı görüşmelerden ve karşılıklı olarak yayınlanan sıcak mesajlardan çok rahatsız oldu.  Bu yüzden Halid Meşal’in yakın zamanda yapacağı İran ziyaretini gölgede bırakmak için özellikle  sosyal medya aracılığıyla aleyhte  kamuoyu oluşturmaya ve bazı Hamas yetkililerini İrancılıkla suçlamaya  başladılar. İhvan içerisindeki bu kanat Halid Meşal’i Suriye devrimini(!) para karşılığı satmakla bile  suçladı . Buna sert tepki gösteren Hamas içerisindeki duyarlı liderlerden biri olan Besim Naim ise , ‘ Suriye muhalefeti , kendi halkına yıkım ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir.’ demek zorunda kaldı. (3)

            Hatırlanacağı üzere Mısır’da ‘ La Mübarek ‘ devrildikten sonra Kahire’de bir camide minbere çıkarak İhvan mensuplarına seslenen Filistin Başbakanı İsmail Haniye’nin eline bir ‘Özgür Suriye Bayrağı’ tutuşturulmuştu. Spontane gelişmiş gibi gözüken  bu hadise,  esasında İhvan içindeki Suriye yönetimi  muhaliflerinin planlı bir girişimiydi. Haniye’nin ,   halkın devrim duygularının en üst seviyede olduğu o anda söz konusu bayrağı eline almaması mümkün değildi. Bu durum ,  Hamas’ı yıllarca Şam’da misafir ve himaye eden Suriye yönetimine karşı dengeli bir siyaset izlemeye çalışan hareketi  siyasi olarak  zor durumda bırakmıştı. Zaten bu hadiseyi planlayanlar da bunu istiyorlardı . Onlara göre , Hamas hareketi Suriye yönetimine   karşı net bir cephe almalıydı. Böylece Hamas’ın İran İslam Cumhuriyeti ve Hizbullah’la olan bağı da yavaş yavaş gevşeyecekti.

            Kahire benzeri senaryoları biz başta İstanbul olmak üzere ülkemizin değişik şehirlerinde yapılan gösterilerde de müşahede ettik. Adını zikretmeyeceğim bazı İslamcı sivil toplum kuruluşları Gazze gösterilerinde ve hatta Mavi Marmara’nın yıl dönümünde yapılan yürüyüşlerde bile  milletin eline ‘Özgür Suriye Bayrağı(!)’ tutuşturmayı ve alakasız bir şekilde Suriye gündemli kışkırtıcı sloganlar attırmayı ihmal (?)  etmediler. Aklın devreden çıkarıldığı ve tezviratın havada uçuştuğu o duygusal atmosferde  aziz milletimiz , söz konusu  İslamcı grupların  profesyonelce yaptığı algı operasyonunu   göremedi. (Dileyen okuyucularıma Burhan Kavuncu ağabeyimizin Suriye muhalefeti ile ilgili verdiği bilgileri okumalarını öneririm.) (4)

            Hassas bir dönemden geçtiğimizi her halde herkes kabul ediyordur. Öyleyse hangi mezhep, meşrep ve siyasi görüşe sahip olursak olalım Hamas’ı ve diğer direniş gruplarını haksızca eleştirip onların üzerinde gereksiz baskı yaratacak söz ve davranışlardan kaçınalım. Devletten örgütlere kadar tüm siyasi organları aklamak ya da karalamak yerine onları anlamaya çalışalım. Eğer Siyonist Rejim karşısında tüm direniş gruplarının güçlü olmasını ve zafer kazanmasını istiyorsak özellikle Hamas –İran ve Hizbullah arasına fitne sokmaya değil onları birbirine daha bir yaklaştırmaya gayret edelim.

            Bu duygularla  Siyonist çete karşısında tek vücut olan vahdet ve velayet eksenli tüm direniş gruplarının liderlerini ve onlara gönül verenleri  selamların en güzeliyle selamlıyorum.

            www.kudusgunu.com                                               Kemal Kemahlı

 

1)      http://timeturk.com/tr/2015/02/12/hamas-iran-eksenine-mi-kayiyor.html#.VNzI7PmsWGM

2)      http://www.kudusgunu.com/yazar.php?YID=18

3)      http://www.kudusgunu.com/hamas-liderinden-suriyeli-muhaliflere--suriyeye-yikim-ve-sefaletten-baska-bir-sey-getirmediniz--_h5613.html

4)      http://rasthaber.net/iranin-ipiyle-kuyuya-inilmez-diyen-suriye-muhalefeti-batinin-ipiyle-kuyuya-indi/

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.