NİKOLAY MLADENOV NETANYAHU'YA HİZMET EDİYOR

img
NİKOLAY MLADENOV NETANYAHU'YA HİZMET EDİYOR

Nikolay Mladenov’un Gazze direnişini kötüleşen durumun sorumlusu olarak göstermekte ısrar etmesi ve silahsızlanma çağrılarını yinelemesi, aslında Gazze’ye yönelik askeri saldırıların yeniden başlamasına zemin hazırlama anlamına geliyor.

Siyonist rejimin bakış açısından, Gazze’deki “Barış Konseyi” Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, tam da bu görev için uygun görülen kişi olarak değerlendiriliyor; çünkü tutumlarıyla Siyonist rejimi ateşkes anlaşmasının ihlali veya zayıflatılması konusunda her türlü hukuki sorumluluktan aklıyor.

Qodsna'nın aktardığına göre, siyasi ve askeri konular uzmanı ve yazar Ahmed Abdurrahman, El Meyadin internet sitesinde yayımlanan değerlendirmesinde, Nikolay Mladenov’un tutumlarıyla Siyonist rejimi ateşkes anlaşmasının ihlali ya da zayıflatılması konusunda her türlü hukuki sorumluluktan muaf tuttuğunu belirtti.

Yazının tam metni şu şekilde:

Siyasi liderler bazen diplomatik yumuşak eldivenleri bir kenara bırakıp sert ve saldırgan eldivenler giymek zorunda kalırlar. Çünkü kader belirleyici meselelerde uzlaşmacı yaklaşım ve iyi niyetin sürdürülmesi, özellikle karşı tarafın anlaşma ve taahhütlere en küçük bir bağlılık göstermediği durumlarda, telafisi mümkün olmayan felaketlere yol açabilir.

Filistin dosyasında ve geçen yıl 10 Ekim’de ateşkes anlaşmasına varılmasının ardından Filistin tarafı en üst düzeyde bağlılık ve disiplin sergiledi ve altı buçuk aydan fazla bir süre bu çizgiyi korudu. Ağır kayıplara rağmen, işgalci rejime fırsat vermemeyi tercih etti. Buna karşılık Siyonist rejim ateşkesi üç binden fazla kez ihlal etti ve bu ihlaller sonucunda aralarında direniş gruplarının üst düzey komutanlarının da bulunduğu 700’den fazla Filistinli şehit oldu.

İsrail’de bu Filistinli itidali, Gazze direnişinin zayıflığının göstergesi olarak yorumlandı. Buna göre direnişin askeri yapısı ve kapasitesi, işgal ordusuna karşı etkili adım atamayacak ölçüde zarar görmüş kabul edildi. Bu değerlendirme, İsrail’in ateşkes ihlallerinin nicelik ve nitelik bakımından artmasına doğrudan yol açtı.

Bu İsrail değerlendirmesinin gerçeklere dayanıp dayanmadığından bağımsız olarak sonuç aynı oldu. Çünkü bu algı, Siyonist rejim liderlerini Gazze’ye yönelik saldırıları artırmaya, suç, suikast ve daha fazla toprak gaspını pervasızca sürdürmeye teşvik etti. Üstelik bunu yaparken eylemlerini gerekçelendirme ihtiyacı bile hissetmediler. Oysa bu durum, kırılgan ateşkesin ilk üç ayında görülmüyordu.

Son günlerde Kassam Tugayları Komutanı İzzeddin el-Haddad’ın eşi ve kızıyla birlikte suikasta uğramasının ardından Filistin direniş gruplarının, özellikle de Hamas hareketinin tepkileri yeni bir aşamaya geçti. Bu değişim henüz geniş çaplı pratik adımlara dönüşmese de, daha önce birçok kişinin soğuk ve pasif olarak nitelendirdiği tepkilerden açık şekilde farklılık gösteriyor. Direniş bu kez bölgesel arabulucularla Kahire’de yapılması planlanan toplantılara katılmayı dahi reddetti. Bu adım, geçmişteki sessizliğin sona erdiğinin ve İsrail ihlallerinin artması nedeniyle durumun her an kontrolden çıkabileceğinin işareti olarak değerlendirildi.

Bu çerçevede direniş, ilk kez resmi olarak arabuluculara silahsızlanma meselesini tamamen reddettiğini bildirdi. Böyle bir konunun gündeme getirilmesinden önce işgalci rejimin, özellikle ateşkesin ilk aşamasına ilişkin ve yüzde 70’ten fazlasını görmezden geldiği yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlanması gerektiğini vurguladı.

Direnişin tutumundaki üçüncü değişim ise “Barış Konseyi” Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’la geçici de olsa iş birliği yapmayı reddetmesi oldu. Çünkü Mladenov artık fiilen İsrail’in, ateşkesin sürdürülmesi ve ikinci aşamaya geçilmesinin önündeki engellere ilişkin söylemini tekrar ediyor. Bu durum özellikle onun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki raporunun ardından belirginleşti. Raporda Mladenov, yeniden imarın başlaması ve yardımların gerçek anlamda girişinin önündeki en büyük engelin direnişin silahlarını teslim etmeyi reddetmesi olduğunu iddia etti. Buna karşın Gazze’de İsrail saldırılarının sürmesini ve geniş çaplı ihlalleri dikkat çekici biçimde görmezden geldi.

İsrail açısından bakıldığında Mladenov bu görev için ideal bir isimdir. Çünkü tutumları Siyonist rejimi ateşkesin ihlali ya da zayıflatılmasına ilişkin her türlü hukuki sorumluluktan aklamakta ve hatta bazı ülkeleri kuşatma altındaki Filistin halkının direnişine karşı kışkırtmaktadır.

Birçok kişi, Mladenov’un İsrail’le geniş ilişkilere sahip olduğuna inanıyor. Özellikle 2015-2020 yılları arasında Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü olarak görev yapması ve “Aksa Tufanı” operasyonundan önce Gazze direnişi ile İsrail arasındaki çok sayıda dolaylı müzakereyi yönetmiş olması bu kanaati güçlendiriyor. Ayrıca, 1985 yılında AIPAC desteğiyle kurulan Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü ile yakın ilişkisi de bu değerlendirmeyi pekiştiriyor. Enstitü, Mladenov’u “kıdemli misafir araştırmacı” olarak tanımlıyor.

Daha önce Bulgaristan Dışişleri ve Savunma Bakanlığı ile Avrupa Parlamentosu üyeliği görevlerinde bulunan Mladenov, resmi açıklamalarında Gazze krizinin kökenini “Filistin isyanı” olarak tanımladığı yapıda gördüğünü gizlemiyor. Bununla kastettiği Filistin direniş gruplarıdır. Ona göre bu “isyan”, ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesini engelliyor ve başta ABD olmak üzere uluslararası toplumun direnişi silahlarını tamamen teslim etmeye ve Gazze’nin gelecekteki yönetiminde herhangi bir rol üstlenmekten vazgeçmeye zorlamak için daha fazla baskı yapması gerekiyor.

Mladenov ayrıca Gazze’de konuşlandırılacak “uluslararası istikrar gücü”nün hızla oluşturulmasını talep etti. Bu öneri, Güney Lübnan’daki UNIFIL güçleri deneyimini hatırlatıyor. Söz konusu güçler ne İsrail saldırıları karşısında kendilerini koruyabildi ne de her gün füze ve mermilerin hedefi olan sivillerin güvenliğini sağlayabildi.

İsrail’de ayrıca bu Bulgar diplomatın ABD Başkanı Donald Trump ile özel ilişkilere sahip olduğuna inanılıyor. Bu ilişkinin, Trump’ın zaman zaman göstermelik eleştirilerde bulunsa bile İsrail anlatısını tamamen benimsemesine katkı sağladığı belirtiliyor. Böyle bir ilişki, kuşkusuz İsrail’i, dünyanın birçok ülkesinin Gazze’deki insani ve güvenlik krizinin kötüleşmesinin ve savaşın yeniden başlaması ihtimalinin temel sorumlusu olarak gördüğü yükümlülüklerden kurtarmaya hizmet ediyor. İsrail Başbakanı da kendi yargı sürecinden kaçmak için savaşın sürmesini şiddetle istiyor.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Nikolay Mladenov’un Gazze direnişini kötüleşen durumun sorumlusu olarak göstermekte ısrar etmesi ve silahsızlanma çağrılarını yinelemesi, aslında Gazze’ye yönelik askeri saldırıların yeniden başlamasına zemin hazırlama anlamına geliyor. Bu durum, İsrail’in Filistinli sivillere yönelik günlük saldırılarındaki artıştan da anlaşılabiliyor. Sadece geçen hafta içinde, yerleşim bölgelerine yönelik ve önceden tahliye uyarısı yapılan geniş çaplı saldırılar, Gazze halkının üzerine yeniden iç göç gölgesini düşürdü. Birçok kişi bu sürecin önümüzdeki günlerde daha da genişleyeceğine inanıyor.

Gazze’de yaşayanların büyük bölümü, ağır insani ve yardım eksikliklerine rağmen, Gazze’yi yaşanamaz hale getiren yıkıcı bir savaşa yeniden sürüklenmemek için mevcut durumun korunmasını tercih ediyor. Ancak bazı çevreler, mevcut durumun sürmesinin yalnızca İsrail’e siyasi ya da hukuki hiçbir bedel ödemeden suçlarını sürdürme fırsatı verdiğini düşünüyor.

Bu nedenle son iki haftadır direniş çevrelerinde, özellikle insani alandaki mevcut durgunluğun aşılması için tepkilerin niteliğinde köklü bir değişiklik yapılması gerektiği yönünde bir yaklaşım şekilleniyor. Bu değişimin, özellikle 10 Ekim anlaşmasının fiilen çökme noktasına geldiği hissedilirse, garantör ve arabulucu ülkelerin müdahalesini artırabileceği değerlendiriliyor. Bugün o anlaşmadan geriye yalnızca adı kalmış durumda ve İsrail anlaşmanın gerçek içeriğini boşaltmış bulunuyor.

23 Haziran 2021’de şehit Yahya es-Sinvar, Birleşmiş Milletler Orta Doğu Temsilcisi Tor Wennesland ile görüşmesinin ardından toplantıyı “çok kötü” olarak nitelendirmiş, Gazze’nin insani krizine pratik çözümler bulunamamasını eleştirmiş ve İsrail’i direnişe şantaj yapmakla suçlamıştı.

O dönemde birçok kişi için şok edici olan bu açıklama, krizlerin bir kısmının hafiflemesine ve uluslararası kurumların Gazze’ye yaklaşımında kısmi değişikliklere yol açmış, İsrail’in davranışlarını da etkilemişti.

Bugün de, beş yıl öncesine kıyasla şartlar farklı olsa da direniş, özellikle insani alandaki mevcut çıkmazdan kurtulmak için meydan okuma seviyesini yükseltmeye çalışıyor ve İsrail’i bazı dosyalarda daha esnek davranmaya zorlamayı hedefliyor.

Böyle bir değişimin İsrail saldırılarının artmasına ve Gazze’de durumun daha da kötüleşmesine yol açabileceği doğru. Ancak aynı zamanda bu durum, oyunun kurallarını değiştirmeye ve İsrail’in en önemli manevra araçlarından birini elinden almaya yönelik anlaşılabilir bir girişim olarak da değerlendirilebilir. Bu araç, İsrail’e taktiksel kazanımlar sağlarken onu siyasi ve hukuki hesap vermekten uzak tutuyor.

Önümüzdeki günler belirleyici olabilir. Ya Gazze’nin insani durumunda kısmi bir iyileşme yaşanacak ya da bölge geniş çaplı gerilim ve istikrarsızlık dönemine girecek. Bu da her şeyi belirsiz bir geleceğe sürükleyebilir.

www.kudusgunu.com 



Makaleler

Döviz Kurları

Güncel

Hava Durumu

Link kopyalandı!