Rey el-Yevm adlı internet gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdulbari Atvan, dünkü köşe yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:
ABD Başkanı Donald Trump, dünya genelinde 200'den fazla ülkeye karşı ticaret ve ekonomik savaş ilan ederek, bu ülkelerin Amerika’ya ihracatına yönelik gümrük tarifeleri uygulama kararını açıklamasının ardından, ülkesini dünyanın en nefret edilen ülkesi haline getirmiştir. Aynı zamanda, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin liderliğini yaptığı serbest kapitalist sistemi çökertmiş ve gerek askeri (NATO), gerekse ekonomik (G7) olmak üzere Batı'nın stratejik ittifaklarını dağıtmıştır. Bu gelişmeler, tarihe Trump’ın adıyla kazınacaktır. Bu adımlar, ABD dolarının küresel hâkimiyetine ve Amerikan mali egemenliğine son vermeyi hedefleyen ve Çin ile Rusya'nın öncülük ettiği BRICS grubunun çıkarına olacaktır.
ABD Ortaklarının Güvenini Yıkıyor
Özellikle Avrupa’daki müttefik ülkelerden yapılan ithalata uygulanan ve oranları %10, 20 ve 35 arasında değişen gümrük tarifeleri – ki Çin için bu oran %34’e kadar çıkıyor – korumacı politikaların benimsendiği anlamına gelmektedir. Bu durum, ABD’nin bir zamanlar yıkmak için savaştığı sosyalist sistemin yöntemlerini taklit etmekten başka bir şey değildir. Bu adımlar, aynı zamanda Amerika’nın ekonomik ve askeri ortaklarına güven kaybettirecek ve ülkenin bir ortak olarak güvenilirliğini zedeleyecektir.
Kendimizi sayıların ve istatistiklerin denizine kaptırmayacağız; bu işi uzmanlara bırakıyor, burada ise esas olarak Donald Trump’ın küresel ticaret sistemine karşı aldığı bu kararın doğurabileceği siyasi ve askeri stratejik sonuçlara odaklanıyoruz. Bu kararın ilk kurbanlarının NATO ve üye ülkeler olması muhtemel. NATO ülkelerinin, özellikle otomotiv ve diğer teknolojik ekipmanlara getirilen ve yüzde 25’i aşan gümrük vergilerinden sonra, bu ittifaka ve onun lideri konumundaki Amerika’ya güveni bundan böyle nasıl sürdürebilecek?
ABD’ye en yakın olan, onun müttefiki kabul edilen ülkeler — başta 27 üyeli Avrupa Birliği ülkeleri (ki bu ülkelerle ABD arasındaki yıllık ticaret hacmi 1,7 trilyon dolara ulaşıyor) — ile birlikte Japonya, Güney Kore, Avustralya ve İngiltere, bu Amerikan tarifelerinden en fazla zarar görecek ülkeler arasında yer alıyor.
Amerikan Ürünlerine Ambargo Uygulanacak
Dünya, şu anda art arda gelen ticaret savaşları ve Amerika karşıtlığı temelinde şekillenen, ekonomik çıkar odaklı yeni siyasi ittifakların doğuşuna tanıklık ediyor. Bu savaşlar, ABD’ye karşı karşılıklı — hatta daha sert — vergi uygulamaları ve misilleme politikalarının devreye sokulmasına yol açabilir. Özellikle Amerikan ürünlerine karşı pazarlarında kısıtlama getirmeyi içeren hamleler önümüzdeki dönemde daha sık gündeme gelebilir.
Arap ve İslam ülkeleri, Amerika'nın bu adımından kısa vadede en fazla zarar görecek kesimler olacak. Zengin ülkeler arasında yer alan Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar ise bu süreçten iki kat fazla etkilenecek. Birincisi, doların değer kaybı, menkul kıymetlerdeki düşüş ve küresel piyasalarda yaşanacak enflasyon ve hisse senedi değer kayıpları nedeniyle ABD'deki yatırımlarının değerinde ciddi azalma yaşanacak. İkinci olarak ise petrol fiyatlarında beklenen düşüş bu ülkeleri ekonomik açıdan olumsuz etkileyecek. Ancak bu senaryo, ABD ya da İsrail’in İran’a yönelik olası bir bölgesel veya küresel savaş başlatmaması koşuluyla geçerli.
ABD'nin farklı ülkelere uyguladığı gümrük tarifeleri, hem miktar hem de kapsam açısından değişiklik gösterse de artık dış politikasında keskin ve stratejik bir silaha dönüşmüş durumda. Körfez ülkelerinin ABD’ye ihracatına uygulanan ortalama gümrük tarifesi yüzde 10 civarında seyrederken, bu oran Suriye için yüzde 41, Irak için yüzde 39, Cezayir, Tunus ve Libya için yüzde 30 ve Ürdün için ise yüzde 20 seviyelerine kadar çıkıyor.
Arap Ülkelerinde Yoksulluk Artacak
Gıda maddeleri ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarında yaşanacak keskin artış ise dünya genelindeki yoksulları, özellikle de Arap ülkelerinde yaşayan halkları derinden etkileyecek. Bu kesimlerin alım gücünde ciddi düşüş yaşanması bekleniyor.
Trump’ın küresel ekonomi üzerinde patlattığı bu “ekonomik atom bombası”nın temel hedefi, ABD’nin dış ticaret açığını azaltmak. Şubat ayında bu açık 307 milyar dolara ulaşarak, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 374 oranında arttı. Bazı veriler, yıllık ticaret açığının 1,3 trilyon dolara ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak birçok küresel ekonomi uzmanı, bu gümrük tarifelerinin tam tersi etki yaratacağına inanıyor. En belirgin sonuçlar; ABD içinde fiyatların hızla yükselmesi, ekonomik durgunluk ve işsizlikte keskin artış olacak. Yani Amerika, bu uygulamadan fayda sağlamak yerine büyük zarar görebilir.
Bu görüşler, Anglo-Sakson ittifakının temel üyelerinden biri olan ve şu anda çöküş riskiyle karşı karşıya kalan Avustralya Başbakanı tarafından dile getiriliyor. Bu ittifak da belki de NATO’nun ardından parçalanma sürecine girebilir.
Güney Kore ve Japonya’nın bir yanda, Çin’in diğer yanda yer aldığı, ABD’nin gümrük tarifelerine karşı üçlü bir ekonomik blok oluşturma yönündeki müzakereleri hız kazanırken, bu gelişme, dünya ekonomik haritasında ve belki de gelecekte siyasi haritasında Amerika’ya karşı yeni bir dönüşüm sürecinin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Bu dönüşüm aynı zamanda, dünyanın ekonomik liderliğini yeniden ele geçirme hayali kuran "akılsız" ABD Başkanı’nın tüm hedeflerine bir darbe niteliği taşıyor.
Suudi Arabistan, BAE ve Katar Trump'ın Kararlarından Zarar Görecek
Trump, önümüzdeki ayın ortalarında üç Arap ülkesine – Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar – resmi ziyaret gerçekleştirecek. Ancak bu ziyaretlerin amacı ne bu ülkelerin güzelliği ne de lider ve halklarına olan sempati; asıl hedef, bu ülkeleri "sağmak" ve en az üç trilyon dolarlık sermayeyi Amerikan hazinesine çekerek, şu anda 41 trilyon doları aşan ABD kamu borcunu azaltmak. Eğer küresel ekonomik analizlerin öngördüğü gibi, uygulanan bu gümrük tarifeleri sonucunda doların değeri ciddi biçimde düşerse, dolar bazlı yatırımları olan bu ülkeler büyük zarar görecek.
"Müflis tüccar eski defterlerini karıştırmaya başlar" şeklinde bir atasözü vardır. Bu söz, ABD Ticaret Bakanı’nın açıklamalarını okurken aklıma geldi. Bakan, Kuveyt’ten 1991’deki Körfez Savaşı’nda özgürlüğünün bedeli olarak 200 milyar dolar talep etti. Kuveytli muhatabı ise ABD'nin resmi belgelerine göre bu savaşın maliyetinin sadece 60 milyar dolar olduğunu ve Suudi Arabistan, BAE ile Katar’ın bu meblağı derhal ödediğini hatırlatmasına rağmen, Amerikalı Bakan bu açıklamaları reddederek Kuveyt’in yine de 200 milyar dolar ödemesi gerektiğinde ısrar etti – Trump bu ülkeye gitse de gitmese de. Bu noktada Henry Kissinger’ın şu sözü yeniden doğruluk kazandı: “Amerika ile düşmanlık etmek bir felakettir; ancak dostluk etmek bin bir felakettir.”
Son olarak, izlediği politikalarla kötülük imparatorluğu Amerika’yı ve ardından İsrail işgal rejimini çöküşe sürükleyen Trump’a teşekkür ediyoruz. Dileriz ki, bu "görevi" tamamlayacak kadar ömrü olur – zira bu görev, yeryüzünde yaşayan 7 milyar insanı sevindirecek bir sonuç doğuracaktır.