KUDÜS VAKFI YETKİLİSİ NACİH BUKEYRAT'TAN ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

Kudüs Vakfı ve Mescidi Aksa İşleri Müdür Yardımcısı Nacıh Bukeyrat, Mescidi Aksa’da olup bitenlerin başı bilinen fakat sonu bilinmeyen dini bir savaşın başlangıcı olduğunu belirterek, bu savaşın hiçbir zaman işgalcinin lehine olmayacağını söyledi. 

Görüntülenme: 577 Tarih: 01 Kasım 2021 12:34
KUDÜS VAKFI YETKİLİSİ NACİH BUKEYRAT'TAN ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

Filistin Enformasyon Merkezi'nin kendisiyle yaptığı röportajda Bukeyrat, “Yahudi yerleşimcilerin günlük Mescidi Aksa baskınları ve burada yaptıkları dini ayinleri buradaki medeniyet olgusunu değiştirmeye, Mescidi Aksa enkazı üstünde inşa edilecek sözde heykelin de içinde bulunduğu bir Yahudi şehrini inşa etmeye götürebilir.” dedi. 

Yerleşimci çapulcuların Mescidi Aksa baskınlarının planlı bir savaş olduğuna dikkat çeken Bukeyrat, bu baskınların 1967 yılında başladığını, ancak o zaman baskın yapanların sayısının 10’u geçmediğini ve bunların da turistik amaçla geldiklerini hatırlattı.

Bukeyrat devamla, işgalcinin Ariel Şaron’un baskınından sonra baskınları düzenli bir şekilde artırdığını belirterek, o günden beri El-Meğaribe Kapısı'nın işgal polisinin kontrolünde olduğunu, 2015 yılına kadar daha büyük grupların geldiğini, zamanla baskınların şeklinin de değiştiğini, Knesset üyeleriyle hahamların da iştirak etmeye başladığını ifade etti. 

Bukeyrat devamla, “Baskınlar o kadar arttı ki bazı günler bu sayı binlere ulaştı. Bu, arka planı ve boyutları olan planlı bir savaştır. İşgalci bununla Yahudilerin Mescidi Aksa’da hakkının olduğunu ispat etmeye çalıştığı gibi, iki kişi arasında paylaşımını kabul etmeyen, pazarlık konusu olmayan Mescidi Aksa’da Yahudilere ait kutsal bir yönün olduğunu kabul ettirme çabası içindedir.” dedi. 

Baskınların Kudüs halkının büyük ve ciddi bir direnişiyle karşılaştığını, bunun neticesinde binlercesinin tutuklandığını, bazılarının şehit olduğunu ve bazılarının da Mescidi Aksa’dan uzaklaştırıldığını hatırlatan Bukeyrat “işgalci bu konuda Arap dünyasıyla bölgenin zaafından yararlandığı gibi, işgalcinin Tevrat kaynaklı bakışına meyleden, kurbanın hesabına cellattan yana tavır alan ve Filistin davasında münafıkça davranan büyük ülkelerin tutumunu da fırsat bilerek bu şekilde davranıyor. Aslında değişim 2000 yılında, kimi devletlerle halkların özellikle de (işgale) karşı duranların tavırlarında geri adım atmalarıyla başladı.” hatırlatmasını yaptı.

Sözlerini şöyle sürdürdü: “Kudüs Kılıcı Savaşı'ndan sonra bazı ülkelerin Filistin davasına bakışı işgalciyle aynı olmaya başladı. İşgalci gibi haydutlaşıp, dini bir savaşa çağrıları oldu. Siyonist toplumun %80’i aşırılığa doğru gidiyor. Bennett hükümeti de ırkçı bir hükümettir.”

Aksa’ya yönelik bu amansız savaşa bazı etkenlerin ve öncü unsurların katkı sunduğunu, bunların başında işgal hükümetinin her kurum ve kuruluşuna sızan aşırı sağcı cemaatlerle, Yahudi yerleşke başkanları olduğunu belirten Bukeyrat, buna karşın dünya düzeyinde artan bir öncü İslamî uyanış da olduğunu kaydetti.

Bukeyrat değerlendirmesinde, işgalciyle savaşın artık bir toprakla ve siyasi çıkarla sınırlı olmadığını, bu savaşın kutsal mekânları, kimliği ve bir bütün olarak Filistin davasını savunma olduğunu, onu kucaklayanın ise tüm İslam dünyası olduğunu ifade etti.

Bukeyrat devamla, “Filistin davası ümmetin güç ölçüsüdür. Filistin davasının sembolü olan Mescidi Aksa artık İslam ümmetinin de sembolüdür. Batıda ve İslam dünyasında Kudüs ve Filistin davasıyla dayanışma içine giren şuurlu akımlar var artık.” dedi. 

 

Diğer taraftan Bukeyrat, Yusufiyye Mezarlığı'nın El-Esbat Kapısı'ndan Burcu’l-Laklak’a kadar olan, Eski Şehir'in doğu duvarı boyunca devam eden Babu’r-Rahme’nin bir devamı olduğunu hatırlatarak, işgal mahkemesinin Kudüs’teki Yusufiyye Mezarlığı'ndaki kazıların devam etmesiyle ilgili kararını kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Bukeyrat devamla, “Bu karar kabul edilemez. Gerçek bir hukuka dayanmayan geçersiz bir karardır. İşgal mahkemesi tabloyu küçük göstermek, hukuk nazarında hafif göstermek için bunun, her türlü hukuk ve dinlerin yanında 1954 ve 1974 yıllarına ait Cenevre anlaşmalarının güvence altına aldığı ölülerin hürmetini çiğnediğini ifade etmektedir.” 

“Temelde bu proje Filistin toprağına ve vakfına karşı bir tecavüz olduğu gibi, Filistin halkının köküne ve bu topraklardaki varlığına karşı da bir tecavüz ve saldırıdır. Dolayısıyla yapılan, bu köklere karşı bir darbedir. Bununla, Kudüs’te yeni bir medeniyet bakış açısını dayatmak istiyorlar.” ifadesini kullandı.

İşgal belediyesiyle ona bağlı kuruluşların bu projedeki hedefleri bölgeyi iyileştirmek olmadığını hatırlatan Bukeyrat, aksine kutsal mekânlara ve Mescidi Aksa’ya günübirlik baskınlarda bulunan, buraların hürmetini çiğneyen Yahudi çapulculara park ve yürüyüş alanları oluşturmak olduğunu ifade etti. 

Filistin Enformasyon Merkezi

Yorumlar