Gitmek Ya da Gitmemek

Gitmek Ya da Gitmemek


Elinde tuttuğu Kur'an-ı Kerim'i daha bir sıkı kavradı parmakları. Boğazını yırtan çığlıklarına arkadaşlarının haykırışları eklendi.

Yerde sürüklenen genç kızın gözlerinden 2 damla yaş süzüldü terk edilmişliğin hüznüyle...

Yaşlı kadın neye uğradığını anlayamadan beton zeminde buldu kendini. Kaldırım taşına çarpan başı değil, yüreğiydi acıyan…

Polis aracına götürülen ilkokul çocuklarının hıçkırıkları sokakta yankılandı.

Ve Müslümanların ilk kıblesi, bir kez daha kapandı 1 buçuk milyarı aşkın Müslüman'ın yüzüne…

İslam dünyasının Kudüs penceresinde her sabah aynı görüntüler yaşanıyor.

İsrail vatandaşı fanatik Yahudiler, İsrail askerlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya baskınlar düzenliyor. Bu baskınlar sırasında Mescid-i Aksa'ya girmeyi başaran sınırlı sayıdaki Müslümanlar zorla dışarı çıkarılıyor. Mescid-i Aksa külliyesindeki okullarda eğitim alan kız çocukların okullarına girmeleri bile engelleniyor. Bütün dertleri Mescid-i Aksa'yı korumak olan ve murabıt olarak adlandırılan ilim halkaları üyesi kadınlar kapılarda bekletiliyor, itilip kakılıyor, tutuklanıyor.

İçeriye alınan Yahudilerse, kapılardan giriş ve çıkışlarında, kendilerini tekbirlerle protesto eden Müslümanlarla alay ediyor, en çirkin hakaretleri sergilemekten kaçınmıyor.

Son işgaller bu kadarla kalmadı. İsrail askerleri Mescid-i Aksa'nın içine kadar girdi, Müslümanların secde ettiği halıları çiğnedi, Selahaddin Minberi'ne kadar çıktı. Milyonlarca Müslümanın kutsal değerleri üzerine tam anlamıyla bir gövde gösterisi yaptı.

İslam dünyası bu saldırılar karşısında sessizliğini korudu. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı devlet başkanları ve alimlerin yükselttiği ses, toplu bir fiili direniş gösterilmediği için etkili olamadı.

Peki bu durum neden böyle?

İslam dünyası bu işgal ve saldırılar karşısında neden sessiz?

Sorunu İsrail'de aramak anlamsız.

Çünkü İsrail, zaten varlığını işgal ile sürdüren bir ordu devlet.

Her İsrail vatandaşı aynı zamanda o ordunun bir parçası.

Sorun, Mescid-i Aksa'yı, İslam'ın ilk kıblesini, miracın başlangıç noktasını, Allah Rasulünün ziyaret edilmesi yönündeki açık emrine rağmen yalnız, sahipsiz, boynu bükük bırakan Müslümanlarda, yani bizde…

Defalarca umre yapan milyonlarca Müslümanın bir kez bile Mescid-i Aksa'ya gitmemesinde.

Ve üzülerek söylüyorum, Mescid-i Aksa'ya gitmenin caiz olmadığı, hatta haram olduğu yönünde fetva veren İslam alimlerinde…

Müslümanlar Aksa'ya gitmenin helal olup olmadığını tartışırken, Siyonistler bir yandan kutsal mekânın hürmetini çiğniyor, diğer yandan Mescid-i Aksa'yı artık tamamen kendi yönetimlerine almak ve mutlak işgali gerçekleştirmek için çalışıyor.

İlim halkası öğrencileri dünya Müslümanlarının neden kendilerini yapayalnız bıraktığını anlayamıyor. Sürekli yaptıkları “gelin, bize sadece Aksa'yı ziyaret ederek, burada namaz kılarak destek verin” çağrılarının neden cevapsız kaldığını da….

Olsa çözüm çok kolay.

Tıpkı Kâbe'ye, Mescid-i Nebevi'yi olduğu gibi Mescid-i Aksa'yı da sürekli ziyaret etmek gerekiyor.

Aksa'nın avlusu Türkiyeli, Endonezyalı, Amerikalı, Afrikalı, Avrupalı Müslümanlarla dolup taştığı gün, İsrail bu saldırılarını durdurmak zorunda kalacak.

Aksi halde çok yakın bir gelecekte, Mescid-i Aksa'yı önce zamansal, sonra mekânsal olarak bölünmüş göreceğiz. “Kademe kademe işgal” politikasını başarıyla sürdüren İsrail'in Mescid-i Aksa'yı tamamen işgal edip, sonrasında yıkarak hayalindeki Süleyman Mabedini inşa etmesi ise artık gerçekten uzak değil.

Söz konusu Kâbe olsaydı, Abdülmuttalip gibi develerimizi alır, Allah kendi evini korur diyerek kenara çekilebilirdik ancak orası bize emanet…

Vebalimiz, imtihanımız, ilk kıblemiz...

Ruz-i mahşerde sadece yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumlu olacağımızı bir gün hatırlama umuduyla…

Vesselam

Semanur SÖNMEZ YAMAN

Google+ WhatsApp