Epstein’in aslında istihbarat servisleri adına bir “cinsel tuzaklama” sistemini yöneten bir yönetici olduğu belirtildi.
Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, 2019 yılında New York’taki bir cezaevinde şüpheli şekilde hayatını kaybeden Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein dosyası, ABD’nin yakın tarihindeki en karmaşık ve en tartışmalı yargı ve siyaset dosyalarından biri olarak değerlendiriliyor. Epstein’in ölüm nedeni o dönemde intihar olarak açıklandı; ancak Batı dünyasındaki güç ve sermaye çevrelerinden oluşan karmaşık ilişki ağı, bu anlatının çok sayıda analist tarafından ciddi biçimde sorgulanmasına ve pek çoğu tarafından reddedilmesine yol açtı. Çok sayıda delil, onun öldürüldüğüne işaret ediyor.
Şüpheli Ölüm
Örneğin, ABD Adalet Bakanlığı Başmüfettişi’nin raporu, Epstein’in ölüm gecesi hücresinin önündeki iki güvenlik kamerasının devre dışı olduğunu ortaya koydu. Cinayeti inceleyen uzmanlar, bunun cezaevi güvenlik protokollerinin tuhaf bir ihlali olduğunu ve muhtemelen dış müdahale ile gerçekleştiğini belirtti.
Buna ek olarak, Epstein ailesi tarafından tutulan ünlü patolog Michael Baden, raporunda Epstein’in boynundaki yaralanmaların, hyoid kemiği ve tiroid kıkırdağındaki kırıklar dahil, asılarak intihardan ziyade boğulma ile daha fazla örtüştüğünü vurguladı.
Deliller Ortadan Kaldırıldı
O dönemde CBS News de Epstein’in ölüm mahallinin usulüne uygun şekilde korunmadığını, soruşturma başlamadan önce müdahale edildiğini ve bazı delillerin ortadan kaldırıldığını bildirmişti.
Bu uyumsuzluklar, Epstein dosyasında yer alan ve son dönemde onunla ilişkilerinin derinliği ortaya çıkan güç ve sermaye çevrelerinden tanınmış isimlerle birlikte düşünüldüğünde, Donald Trump’tan ABD eski Başkanı Bill Clinton’a, İsrail eski Başbakanı Ehud Barak’tan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a, Elon Musk’a kadar uzanan isimler, Epstein dosyasının göründüğünden çok daha gizemli ve muamma dolu olduğunu gösteriyor.
Batı Medyası Özellikle Cinsel Boyutu Öne Çıkarıyor
Epstein’in özel adası Küçük Saint James ile New York ve New Mexico’daki lüks mülkleri, siyasetçiler, bilim insanları, milyarderler ve kraliyet aileleri mensuplarından oluşan seçkin bir davetli listesini ağırlıyordu. Epstein dosyasındaki gizlilik, elbette yalnızca onun öldürülme biçimiyle sınırlı değil. Batı ana akım medyasında meselenin yalnızca cinsel boyutuna odaklanılması ve diğer önemli yönlerin geri plana itilmesi de bu dosyanın bir başka muamma yönü olarak görülüyor.
Medya Epstein'in Mossad Bağlantısnı Gizliyor
Epstein’in Mossad ile bağlantısı meselesinin, bu medya organlarının haberlerinde bilinçli şekilde sansürlenen konulardan biri olduğu görülüyor.
Örneğin Temmuz 2025’te yayımlanan bir araştırma, Epstein hakkında yayımlanan 383 haberden yalnızca birinin Mossad ile ilişkilerine ciddi biçimde değindiğini, o makalenin de bu gerçeği “komplo teorisi” olarak niteleyerek reddettiğini ortaya koydu.
Muhafazakâr ve tanınmış Amerikalı sunucu Tucker Carlson da Temmuz 2025’te, delillerin Epstein’in Mossad için çalıştığını gösterdiğini ve medyanın bunu ele almaktan çekindiğini söyledi. Amerikalı muhafazakâr yorumcular Megyn Kelly ve Charlie Kirk de Aralık 2025’te Epstein’in Mossad ile ilişkilerine işaret ederek dosyanın bir cinsel skandalın ötesinde olduğunu ifade etti.
Epstein İle Mossad Arasında Karmaşık Bağlantı
Epstein ile Mossad arasındaki karmaşık bağlantılara ilişkin deliller bununla da sınırlı değil. Örneğin Drop Site News’in Kasım 2025 tarihli haberine göre, Epstein İsrail ile diğer ülkeler arasındaki güvenlik anlaşmalarında arabulucu rolü üstlenmişti.
Ayrıca Epstein’in kilit ortağı olan ve halen ABD’de cezaevinde bulunan Ghislaine Maxwell, Robert Maxwell’in kızıdır. Robert Maxwell’in MI6 ve Mossad istihbarat ağlarıyla belgelenmiş bağları bulunuyordu.
Maxwell’in babası, casusluk, kara para aklama ve yayıncılık faaliyetlerini birden fazla istihbarat servisine hizmet etmek için kullanan çok yönlü bir figürdü. 1991 yılında 440 milyon sterlinlik zimmet suçlamaları arasında şüpheli şekilde hayatını kaybetti ve geride, kızının devraldığı anlaşılan geniş bir ilişki ağı bıraktı. Ölümünün ardından, Şimon Peres gibi İsrailli liderlerin katıldığı bir törenle defnedilmesi, İsrail ile ilişkilerinin derinliğini ortaya koydu.
Yargı Makamları Epstein'e Hoşgörülü Yaklaştı
Yargı makamlarının Epstein’e yaklaşımı da bu nüfuza işaret ediyor. 2008 yılında savcı Alexander Acosta, ağır suçlamalara rağmen Epstein’e karşı müsamahakâr davrandı; dönemin Florida Güney Bölgesi savcısı Acosta’ya, Epstein’in “istihbarat birimiyle bağlantılı bir unsur” olduğu ve kendisine yaklaşılmaması gerektiği yönünde telkinlerde bulunulduğuna dair iddialar ortaya atıldı. Epstein’e gösterilen bu hoşgörünün gerekçesi açıklanmadı.
Yetkililer bu iddiaları reddetse de, benzeri görülmemiş yargısal indirimler ve cezaevindeki şüpheli ölümü, kameraların aynı anda devre dışı kalmasıyla birlikte, onun sırlarının açığa çıkmaması gereken bir figür olduğu tezini güçlendiriyor.
Epstein İstihbarat Servislerine Çalışıyordu
Özetle, Epstein’in özellikle Mossad başta olmak üzere istihbarat servisleriyle bağlantıları, ana akım medyanın Batılı ünlü isimlerin cinsel ilişkilerine odaklanan yoğun haber bombardımanı altında gömmeye çalıştığı bir mesele olarak değerlendiriliyor.
Asıl soru ise bu gizli boyutların ne olduğudur. Kısa süre önce Epstein dosyasını ayrıntılarıyla takip eden ABD’li analist Eric Boesing, Medium platformunda kaleme aldığı yazıda, Epstein’in aslında Mossad dahil istihbarat servisleri adına en üst toplumsal düzeylerde bir “cinsel tuzaklama” sistemini yöneten bir organizatör olduğunu yazdı.
Boesing’e göre Epstein, lüks mülklerinde siyasetçiler, bilim insanları, milyarderler ve Batılı kraliyet aileleri mensuplarını ağırlayarak, gizli kameralar aracılığıyla bu kişilerin zayıf noktalarının kayda alınmasını sağlıyordu. Görünürde dostane olan bu buluşmalar, gerçekte seçkinleri şantaj yoluyla kontrol altına almayı amaçlayan “şantaj makineleri” niteliği taşıyor ve onları muhtemelen İsrail’in yönlendirdiği birer piyon haline getiriyordu.
www.kudusgunu.com